28 Şubat 2014 Cuma

ECİR VE SABIR- Hüseyin Rahmi Gürpınar

ECİR VE SABIR
Hüseyin Rahmi Gürpınar bu eserinde de mahalle kadınlarının örf ve âdetini işlerken bilgisizlik yüzünden yanlış yollara başvurduklarına dikkat çekmiştir. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bu konuda bahsetmek istediği şey aslında iyi bir amaç doğrultusunda yapılan örf ve adetlerin abartılı davranışlar sonucu ne kadar da gülünç duruma geldiğidir. Bu nedenle aslında normal beklenen davranışlar gerçekleşmez ve tezatlık oluşur. Bu tezatlık gülmeye sebep olur. Hüseyin Rahmi’nin bu eserinin konusu; Behiye Hanım’ın oğlu Cemal’in ölümü üzerine cenaze evine gelen akrabaların Behiye Hanım’ı sakinleştirecekleri yere ona oğlunu ve oğluna ait eski hatırları hatırlatarak ona derin üzüntü yaşatmalarıdır. Komşular Behiye Hanım'a ecir ve sabır dilemek için gelirler fakat Behiye Hanımın acısını daha da deştikleri için Behiye Hanım üzüntüden hastalanmasına sebep olurlar. Sonunda Behiye Hanım ölür. Bu defa da komşular Behiye Hanım'ın annesi Şekure Hanıma ecir ve sabır için gelirler. Şekure Hanım kimseyi eve sokmaz. Odunluktan aldığı bir odunla ecir ve sabırcıları yaralar. Komşular Şekure Hanım’ın çıldırdığını düşünerek onu hastaneye yatırırlar. Şekure Hanım hastanedeyken hala evine ecir ve sabır için gelenleri duyunca gerçekten delirir. Bu hikâyede ortada komik bir durum yokken hatta tam aksine bir matem teması işlenmişken okuyucuda ve dinleyicide güldürücü sonuçlara neden olmuştur. Bunun sebebi cenaze evine gelen tanıdıkların sadece örf ve âdeti yerine getirmek için bir araya gelmesi ve içlerinde bir ölüm acısı bulunmamasıdır. Oysaki Behiye Hanım için bu durum tam tersidir. Oğlunu yeni kaybetmiş bir anne olan Behiye Hanım acılar içinde kıvranmaktadır. Mahalle kadınlarının cenaze evinde konuştukları mevzular (bilgisizlik yüzünden) ateşin üzerine bir bidon benzin daha dökmeye benzer. İşte bu da okuyucunun gülmesine sebep olmaktadır. Ölü evinde yapılan kaynana dedikodusu, çocuğunu yanıda getiren kadınla çocuğu arasında geçen ölüm hakkındaki konuşmalar da gülmeye sebep olmaktadır. Aynı zamanda cenaze merasiminde ölünün arkasından dökülen gözyaşlarına getirilen yorumlar da gülmeye sebep olmuştur. Bilindiği gibi insan en yakınını kaybettiğinde üzüntü ve keder içinde ağlar. Fakat Hüseyin Rahmi Gürpınar bu hususa çok farklı bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Mahalleli bir kadın Cemal’in arkasından ağlayan Annesi Behiye Hanım’ın ağlamasını böylece içindeki zahirin akacağını söyler. Eğer ağlamazsa tıkanacağını bu sebeple karnının şişeceğini söyler. Kendisinde Naciye’si öldüğü vakit bir türlü ağlayamadığını ve karnının şiştiğini; Hallac Hocaya gittiğini ve Hallac Hocanın “Gözlerinin zehri karnına akmış .”dediğini söyler. İşte burada “Gözlerinin zehri karnına akmış.” yorumu insanlarda gülmeye sebep olmuştur. Çünkü bir neden olması gereken bir neden dışında başka bir sebebe bağlanarak sonuçlandırılmıştır. Aynı zamanda burada mahallinin yanlış bilgisi söz konusudur. Mahalle kadınlarının cehaletleri, batıl inançları, gerçeğe aykırı oluşları okuyucuyu güldür. Behiye Hanımın kederinden ölmesi ve ardından annesi Şekure Hanım’ın baş sağlığına gelen tanıdıkları sopayla karşılaması da gülmeye sebep olmuştur. Çünkü beklenen davranış acı ve yas içinde üzüntüsünü gelen ecir ve sabırcılarla paylaşmasıdır. Fakat o tam tersine, beklenenin dışında gelenleri kömürlükten aldığı bir odunla kovalar. İşte bu insanlarda gülmeye sebep olur.

24 Kasım 2013 Pazar

MASALLARIN ÇOCUK EĞİTİMİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN İŞLEVSEL KURAM İLE AÇIKLANMASI
Eda Başpınar1
ÖZET
Makalemde masalın tanımı, işlevi, taşıdığı değerler, yapısı, çocukların hayal dünyasındaki yeri ve önemi, eğiticiliği, anlatım yöntemleri, çocuk üzerindeki etkileri gibi birçok konu masal ve çocuk çerçevesinde her yönüyle ele alınmış ve işlevsel kuramda değerlendirilmiştir. Çalışma başlıklar halinde bölünememiş böylece metne hız kazandırılmıştır. Çalışmanın en son kısmında işlevsel kurama göre konu değerlendirilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Masallar, çocuklar, eğitim, etkileri, işlevsel kuram



Giriş
Masallar genelde gerçekle hayal ürününün harmanlamasından oluşan ve bir kanıt peşinde koşmayan bir anlatım türüdür. Kahramanları olağanüstü özelliklere sahip, konuları hayal ürünü olup hep bir ders verme çabası olan ve olağan üstünlükle dinleyiciyi etkileyerek kendi hayal dünyasına çeken bir türdür.
Masal kelimesinin aslı “mesel” dir. Bir süre masal yerine hikâye, kıssa ve destan gibi kelimelerin kullanıldığı da görülmektedir. Özellikle Tanzimat döneminde masal kelimesi yerine hikâye kullanıldığı apaçık ortadadır. Şüphesiz ki masal denince türleri akla gelmektedir. Bununla ilgili çalışmaları Sitith Thompson ve Perte Naili Boratav yapmıştır. Genel olarak hayvan masalları, olağan üstü masallar, gerçekçi masallar, güldürücü masallar, zincirleme masallar olarak listelenebilir.
Masallar diğer halk bilgisi ürünleri gibi yaşanan hayatın içinden alınmış ve gelecek nesillere başta sözlü daha sonrada yazılı gelenekte aktarılmıştır. Masalların ne zaman nerede hangi şekilde yaratıldığı bilinmemektedir. Fakat aynı masalın farklı yıllarda anlatılmasına karşın canlı bir şekilde kalması ve ilk günkü tazeliğini koruması yaşanılan olaylar, hayal dünyasında oluşan formunun orijinalliği, yaşadığı dil, kültürel ve milli değerleri yansıtması gibi maddelerle açıklanabilir.
Özellikle milli ve manevi değerlerin çocuklara küçük yaşlarda bu şekilde aşılanması önemli bir görevidir. Bunlar için Nasreddin Hoca ve Keloğlan örneği atlanamayacak kadar önemli bir yere sahiptir. Türk kültürünü, benliğini, gelenekselliğini taşıyan yegâne ürünlerdir.
Yapısal olarak bakıldığında bir masal üç ana bölümden oluşur; başı, ortası ve sonu. Çoğunlukla her bölümde masal tekerlemeleri bulunur. Bu tekerlemeler dinleyiciyi masla hazırlamak, dikkatin dağılmasını engellemek ya da uzunluk, uzaklık, zorluk, zaman gibi soyut kavramları nitelendirmek için kullanılır. Her tekerleme dilin zenginliğinin göstergesidir. Genelde kafiyeli olan kelimeler akılda ve kelime dağarcığında daha fazla tutulur. Masallar genelde geniş ve –miş li geçmiş zamanla kullanılır. Özellikle bu zamanların kullanılması insanın rahatlamasını sağlayan ses fonetiğine sahip olmasından dolayıdır. Örneğin –mış eki sürekli tekrarlandığında bireyi uyku formuna sokmak gibi niteliği vardır. Böylece dinleyici mışıl mışıl uyuma formuna sokulabilir.
Masalların genel olarak paylaştıkları bir temel yapı vardır. Her masal bu yapı üzerine inşa edilmiştir. Bu konuda Vladimir Propp çalışmalar yapmıştır. Ona göre her masal bir başka masalın varyantı niteliğindedir. Zaman içinde ekleme ve çıkarmalarla ilk örneğini kısmen kaybetmiş ama temel bakımdan bağlıdır. Her masalda bir kahraman, bir kötülük, bir istek (yokluk), en az üç zorlu sınav, bazen yalancı kahraman (bu hak etmediği halde ödülü alan ama sonrasında foyası ortaya çıkan yalancı kişi), bir yardımcı, bir iş sipariş eden vardır. Masal anlatıcısı masalı bitirirken hayal dünyası ile gerçek dünyayı bağlaması gerekir. Bunun içinde herkese aynı mutluluğu dileyerek gerçekle hayal arasında sözler barındıran tekerlemeleri kullanır. Bu mutlu sona ulaşmanın yegâne temelidir.
Kalıplaşmış karakterler, olanaksız durumlar, aşılması gereken zorluklar, konuşan hayvanlar bazen de ağaçlar ya da çiçekler gibi cansız varlıklar, mutlu biten sonlar, verilen dersler özelliklede olayların içine saklanmış gizli mesajlar (büyüklerin sözünün dinlenmesi, yabancılarla konuşulmaması, tembellik yapılmaması gibi) bunların hepsi masal için belirtebileceğimiz özellikler. Öncelikle verilen gizli mesajlar (birlikten kuvvet doğar gibi) o kadar önemlidir ki çocuğu sosyal dünyaya hazırlar. Fakat masal öyle bir dünyaya sahiptir ki içinde cini, periyi, ejderhayı, cüceyi, deveyi, peri kızını, dev anasını, Keloğlanı, en küçük kızı, en küçük oğlanı, yaşlı cadıyı, zehirli elmayı, deveyi, pireyi, yaşlıyı, genci, ölümü, doğumu, güzeli, çirkini, kazanı, eşeği, yoğurdu, kepçeyi, mayayı, Nasreddin Hocayı barındırır yine de bitmek tükenmek bilmez.
Masallar çocukların hayal dünyalarını geliştiren ve kişiliğini tamamlayan yegâna ürünlerdir. Masallar mutlu bireyler yetiştirmek ve onların yaşam tarzlarını belirlemek amacıyla anne ve babasıyla çocuklarının paylaştığı özel ve kaliteli zaman dilimini karşılar. Bu durum rahat ve sıcak bir ortam oluşturulması,  birlikte hoş ve eğlenceli bir zaman dilimi geçirilmesi, çocuklarının duygu ve düşüncelerini öğrenimi, güven ortamı gibi durumları karşılayabileceği gibi çocukların ders alma ve paylaşma becerilerini kazanması,  yeterli kelime hazinesi ve doğru cümle kurma becerisine ulaşması, çocuğun yaratıcılığı gibi faktörleri de tetikler. Özellikle çocukta merak duygusunu uyandırması, neden-sonuç ilişkisi kurma becerisini kazanması, çocuğun korkularını gidermesi, karşılaştıkları güçlükleri kavraması ve çözüm bulması konusunda eğitir. Böylece kişiliğini geliştirir, kendine güvenir, geleceğe olan umudu artar.
Özellikle iyi ahlaka ve doğruya yöneltirken kesin hükümler vermeden okuyucuya doğruyu kabullendirmesi çocuk eğitiminde ve psikolojisinde önemli bir rol oynar. İyilerin yüceltildiği kötülerin ayıplandığı bu eserlerde aslında kahraman hep dinleyen çocuktur. Çocuklar bu kahramanları örnek alır, ona özenir ve onları takdir ederler. Kahramanlar çocukların umududur. Ama buradaki en önemli faktörde kahramanın başarıyı sihir gibi ya da kurnazlık gibi kolay yoldan yakalamamasıdır. Böylece çocuk kolay yoldan başarı elde edilemeyeceğini öğrenmiş olur. Masallar çocukların hayal gücü için sınır tanımayan bir sihir dünyasıdır. Bu dünyada imkânsız kelimesi yoktur. Halk edebiyatı bakımından da en önemli faktörü şüphesiz ki kültürel değerlerin korunup aktarılmasını sağlamasıdır.
Çocuklara verilen soyut öğütler masallar sayesinde somutlaşır. Bu bağlamda adalet, dürüstlük, sabır, umut, dostluk, saygı, sevgi, birlik ve beraberlik, eşitlik, paylaşımcılık, zeka (zekanın beden gücünden üstün olduğu) bu listenin sadece bir kaçını oluşturur. Çocukların cinsiyetlerine göre oyunlarda seçtikleri roller masalların vaz geçilmez kişileri olan prenses ve krallardır. Öyle ki çocuk dinlediği kişiyi benimser, empati kurar, onun sözleriyle konuşmaya çalışır, o rolü üstlenir. Böylelikle sağlıklı cinsiyet algısı da gelişir. Kelime bilgisi artar. Düzgün konuşma kurallarını öğrenir. Empati yeteneği gelişir. Kısaca masallar, çocukların dünyasına inip onları kendi dünyalarında eğitmektedir.
Masalların hoş ve eğlenceli bir zaman dilimi geçirtirken gülme ve başarı unsurunun altından çok ciddi maddi ve manevi dersler vermektedir. Toplumca kabul görmüş kuralların ve sorumlulukların, inançların, sosyal yapının, bireyin toplum içindeki yerinin ve öneminin, yaşadığı toplumun örfünün ve âdetinin öğretilmesinde rehberlik eder.
Peki, masal nasıl anlatılır? İşte bu konunun en can alıcı yeridir. Çünkü masalın metni kadar anlatıcının rolü de önemlidir. Anlatıcının ses tonunu, konuşma ritmini, kendi ana diline ait ses ve kelimelerin doğru telaffuzu, mimik hareketleri çok önemlidir. Bu sebeple anlatıcı seslendirici olduğu için bir idoldür. Anlatım teknikleri çok çeşitlidir; örneğin okuma, canlandırma, seslendirme, kukla oynatma, resim kartlarıyla anlatma ve tamamlama bunlardan bir kaçıdır. Masala başlamadan önce resimleri inceleyip masalın nasıl bir olay örgüsüne sahip olduğunu tahmin etmeye çalışmak, masalı okurken yeni sayfaya geçemeden önce “Sence yeni sayfada bizi neler bekliyor?” gibi düşündürücü ve hayal gücünü arttırıcı sorular sormak ya da çocuğun dikkatini ölçmek ve metne bağlamak için önceki sayfalarla ilgili sorular sormak “kızın adı neydi?”,”hangi meyveyi yemişti?” çocuğun aktif olmasını sağlayacak ve onu düşünmeye yönlendirecektir.
Öncelikli olarak masalın içeriğinden dinleyici haberdar edilmelidir. Böylece dinleyiciye bir beklenti sunulur. İkinci olarak masalın yarıda kesmek ve devamını dinleyici tarafından tamamlatmaya çalışmaktır. Çocukların hayal güçlerini, yaratıcılıklarını, tahmin gücünü, sözel ifade becerilerini, yorum yapma gücünü geliştirme, dikkat toplama gibi pek çok faydası görülür. Üçüncü olarak masalın canlandırılmasıdır. Bu sayede çocuklar durumları, olayları, ilişkileri keşfederek öğrenmektedirler.
Masallara işlevsel kuram çerçevesinde bakıldığında; masalın metini değil, masalın oluşturulduğu, yaratıldığı ve nakledildiği bağlam incelenmektedir. Çünkü işlevsel kuram metin gibi somut kavramı değil, halk edebiyatı yaratmalarının neden, nasıl ve nerede yaratıldığını, neden aktarma gereksinimi duyulduğunu, dinleyicinin dinleme nedenini ve nasıl dinlediğini yani kısaca anlatma ve kullanma gibi soyut nedenleri inceler. Temsilcileri Bronislaw K.Malinowski, Franz Boas, Margerat, Mellville Herkovits ve Ruth Benedict gibi ünlü antropologlardan oluşur. Kuram bu antropologlar tarafından geliştirilmiştir. Halk edebiyatı ürünlerinin işlevleri şu şekilde sıralanabilir; 1.Hoşça vakit geçirme, eğlenme ve eğlendirme işlevi. 2.Toplumsal değerlere, kurallara ve törelere destek verme işlevi. 3. Eğitimin ve kültürün yeni kuşağa aktarılması işlevi. 4. Toplumsal ve kişisel baskılardan kaçıp kurtulma (protesto) işlevi.
Masallar bir bakıma psikolojik rahatlamayı sağlamaktadırlar. Bu yönden bakıldığında dinleyici yani çocuk kahramanın ta kendisidir ilkesiyle bu durumu özetlenebilir. Kahraman o kadar güçlüdür ki devler ülkesine gidip devleri yenebilir, ejderhaları bir hamlede yere serebilir, güçlü yaratıklarla baş edebilir. Tüm bunları yapabilmesi için güçlerin eşit olması gerekmektedir. Fakat gerçek dünyada o kadarda güçlü sayılmayan bu yumurcak masal dünyasında pek ses getiren bir kahramandır. Böylece kişi kendi benliğini ve özgüvenini kazanmaktadır. Bu psikolojik olarak rahatlamayı sağlamaktadır. Bu bakımdan kendini güçlü hiseden çocuk eğlenmekte ve hoşça vakit geçirmektedir.
Masallardaki milli benlik ve halk bilinci, kültür köprüsü kurmaktadır. Öyle ki gerek yazılı kültürde gerek sözlü kültürde dilin aktarımı sırasında maddi manevi bir topluma ait olan tüm özellikler o masal içindeki olay örgüsüne empoze edilmiştir. Daha öncede belirttiğim gibi Nasreddin Hocanın yada Keloğlanın giynişinden tutup konuşmasına, olaylara verdiği ani reflekslere (Allah! Yüzüğü nerde düşürdüm acaba? İhtiyar anamda pek kızacak valla.) kadar herşey ama herşey kültürün yansımasıdır. Gelenek, görenek, örf, adet, yapılan törenler her şey ama her şey bu sayede gelecek nesillere küçük yaşta öğretilir.


KAYNAKÇA
1.OĞUZ, M. Öcal(2011); Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Ankara: Grafiker Yayınları. 
2.http://www.egitisim.gen.tr/site/arsiv/56-22/374-masallarin-egitim-yonunden-degerlendirilmesi.html [Erişim:12.04.2013]

3.http://www.tebd.gazi.edu.tr/arsiv/2007_cilt5/sayi_3/463-477.pdf [Erişim:13.04.2013]
4.http://www.cocukvegenc.com/icerikdetay-87/cocuk-psikolojik-gelisiminde-masalin-onemi.html [Erişim:13.04.2013]
5.http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/erman_artun_ortak_turk_kulturu_cocuk_edebiyatina_katkilari.pdf [Erişim:13.04.2013]





1 İzmir Gediz Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Lisans Öğrencisi
SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATINDA TENKİT MODERNLEŞTİ Mİ? NASIL BİR GELİŞİM GÖSTERDİ?
Eskinin Tenkiti, Klasik Türk Edebiyatının Hicvi, Halk Edebiyatının Taşlaması, Tanzimat Edebiyatının Eleştirisi, Batı Edebiyatının İzlenimci Tenkidi, Peki Servet-i Fünunda Neydi?
Servet-i Fünun Edebiyatı kurulup geliştiği yıllarda II. Abdülhamit istibdatçı bir yönetim sürdürüyordu. Her türlü yayın büyük bir baskı altında şekilleniyordu. Hürriyet ve adalet konusunu işleyemeyen yazarlar bu durumu dışa vuramayınca içine atmak zorunda kaldılar. Böylece içine kapanık kendi dünyasında gelişen, karamsar, bunalımlı bir edebiyat ortaya çıktı. Her yazar kendi hayali dünyasını yaratıp orada yaşamaya bu istibdatçı yönetimden kaçmaya çalıştı.
Hasan Asaf’ın Burhan-ı Kudret adlı şiirinde “Zerre-i nurundan iken muktebes / Mihr ü mehe bakmak abes” beytindeki “abes / muktebes” kelimeleri, eski - yeni tartışmasını beraberinde getiriyordu. Tartışmanın özünde, "abes" kelimesinin "peltek s" (ث), "muktebes" kelimesinin ise "ince s, sin" (س) harfiyle bitmesi ve aralarında kafiye oluşturmaması fikri vardı. Eski şiir anlayışındaki sanatçılar kafiye oluşturacak sözcüklerin yazılışlarının aynı harfle yazılması gerektiğini savunuyor, Hasan Asaf’ın kafiyeyi bilmediğini aceleci bir edebiyat anlayışında olduğunu söylüyordu. Hasan Asaf ise, Recaizade Mahmut Ekrem'i örnek vererek "şiirin göz için değil, kulak için olduğu" savundu. Bu olay eski-yeni kavgasının daha geniş alanlara yayılıp gruplaşmaya vesile olmasıyla sonuç buldu. Yenilikçi grup Recaizade Mahmut Ekrem'in gücüyle "Servet-i Fünun" dergisi etrafında toplanarak yeni bir edebiyat anlayışı geliştirdi. Böyle tartışmayla başlayan bir edebiyatta eleştiri can alıcı bir noktadır. İşte ben de bu yüzden bu konuyu ele almayı planladım. Bu konuda çalışmamı düzenledim.
Servet-i Fünun dönemi zihniyet, tema ve teknik bakımından tamamen Avrupai bir mahiyet kazanmıştır. Bu dönemin Servet-i Fünun edebiyatı olarak isimlendirilmesinin nedeni, bu edebi hareketin Servet-i Fünun adlı dergi etrafında toplanmasından kaynaklanmaktadır. Tevfik Fikret’in 7 Şubat 1896 tarihinde bu dergide yazı işleri ile görevlendirilmesiyle başlar. Aslında bu edebiyatın temelini Recaizade Mahmut Ekrem atmıştır. O öğrencisi Ahmed İhsan Tokgöz’e böyle bir yayın çıkarması gerektiğini söylemiş derginin başına da yine öğrencisi olan Tevfik Fikret’i getirmiştir. Kısa süre sonra derginin ünü yayıldı ve bünyesine yeni saygıdeğer edebiyatçılar aldı. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayacak olursam Halid Ziya, Cenab Şahabettin, Mehmed Rauf, Hüseyin Cahid dir. Edebiyyat-ı Cedide (yeni edebiyat) terimi de hareketin bu terimi tamamıyla benimsemesiyle alakalıdır.
Tanzimat döneminde gazete etrafında gelişen olaylar bu dönemde dergi etrafında gelişmektedir. Bu dönemde dergiler iki eğilim etrafında toplanmışlardır; Divan edebiyatı taraftarlığı, Batı edebiyatı taraftarlığı. Bu dönemde Fransız edebiyatı örnek alınıp hızla çağdaşlaşmaya çalışılıyordu. Servet-i Fünun şairleri Parnas ve Sembolist öncüleri örnek aldılar. Fransız romancıları yakından takibe aldılar. Romatizm ve realizmden etkilendiler. Dergi kısa süre içinde tamamen Avrupai şiirler, hikâyeler, roman tefrikaları ile dolmaya başladı. Fransız edebiyatçıları çok dikkatli bir şekilde tanıtılıyor, eserlerinden tercümeler sunuluyordu.
Fransız şiiri çok farklı hayaller taşıyordu. Bunları ifade etmek için yeni tamlamalar üretildi. Sözlüklerden bu kelimeleri karşılayacak en anlamlı Arapça ve Farsça kelimemeler tamlamamalar çıkarıldı. Bu sebeple konuşma dilinden uzaklaşıldı. Halktan ayrı bir suni dil kullanmaları pek çok itirazı yanında getirdi. Taklitçi edebiyat, gayri milli kozmopolit bir edebiyat, halktan uzak yapma bir dil, anlam kapalılığı, cansız ve melankolik olması, Fransız şairlerinin hayallerinin acayipliği gibi birçok yönden eleştiriye maruz kaldı. Aslında bu dönem eleştiri türünün gelişmesi için pek te uygun bir dönem olmamasına karşın bu konuda sağlanan başarı göz ardı edilemezdi.
Ahmed Midhat Servet-i Fünuncuların konuşma dilinden çok uzaklaşmalarını Dekadanlar (geriye giden, gerileyen anlamında) adlı makalesiyle çok sert eleştirdi. Öyle ki bu edebiyat dilinin Veysi’ye hatta Nergisi’ye bile rahmet okuttuğunu söylemiştir.  Servet-i Fünuncular yapılan tüm eleştirilere tek bir ağızdan karşı koydular. Daha öncede eski edebiyatı tutanlara karşı kazandıkları mücadele ve Avrupai bir edebiyatın gerekliliğini kanıtlamaları, ağır saldırı yapan Ahmed Midhat’a bile Servet-i Fünun dönemin, Türk edebiyatında büyük bir ilerlemenin simgesi olduğunu kabul ettirmiştir. 
Ahmet Mithat, "İkrâm-ı Aklâm"yazısında “Türk dili ve edebiyatının klâsik ürün verecek durumda olmadığı, bu düzeye ulaşıncaya kadar Batı klâsiklerinin çevrilmesi ve örnek alınmasını” gerektiğini söylemiştir. Cenap Şehabettin’in bu konuda ki düşüncesi Türk edebiyatının klâsiklere ihtiyacı olmadığını ve klâsiklerin örnek alınmasının edebiyatımıza bir yararı olmayacağıydı. Böylece tartışmaya dâhil oldu. Tartışma Servet-i Fünûncuların kullandıkları dilin anlaşılmazlığı noktasında başlamış, daha sonra çeviri eserler ve çeviri yapılırken nelere dikkat edilmesi üzerinde devam etmişti. Eleştirel değerlendirme sırasında yazarın değil eserin merkeze alınması gerektiğini savunmuştur.
Muhalefeti susturmayı başaran Servet-i Fünuncuları asıl etkileyen zaman içinde kendi aralarında oluşan anlaşmazlıklardı. Başkalarına karşı kabul etmedikleri eksik yönlerini kendi kendilerini eleştirerek düzeltme yoluna gittiler. Bu türün ilk denemesini Ahmet Şuayb yapmıştır. Servet-i Fünun döneminde ferdi aşk konusunu sürekli işlemesi ve bu kısır döngü içinde sıkışıp kalmasını tamamen objektif bir şekilde eleştirmiştir. Bu olay Servet-i Fünuncular tarafından takdirle karşılanmış ve yavaş yavaş yayılmaya başlamıştır.
Servet-i Fünuncular edebi eserlerde estetiği amaç edinmişleridir. Bu nedenle Sanat sanat içindir görüşüyle eserler vermişleridir. Eserde mükemmele ulaşmak yegâne görevler olmuştur. Edebiyatın fayda amacı taşımadığını, ahlaki bir gaye içinde oluşmadığını söylemişlerdir. Onlara göre edebiyatın tek amacı sanata hizmet vermek ve güzellik arayışı içinde olmaktır. Tenkidin görevi nedir sorusunu edebiyatın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini açıklamak ortaya çıkarmak şeklinde açıklamışlardır.
Eski-yeni tartışması tenkit türünün gelişmesine yardımcı oldu. Temelde fikir tartışması olmasına rağmen zamanla olayın içine kişisellikte girdi. Servet-i kendilerine yapılan eleştirilere karşı objektif ve düzeyli kalmışlarıdır. Tenkiti sadece övme veya yerme olarak ele almamış her iki yönden de incelemişlerdir. 
Servet-i Fünuncular tenkitte “Tarihçi Tenkit” metodunu örnek aldılar. Buna göre edebiyat toplumun ifadesidir. Toplumu anlamak için önce o toplumun edebiyatı araştırılmalıdır. Yazarlar binlerce değişik nedenin bir sonucudur. Yazar ilk başta ırkının sonra yaşadığı çevrenin ve zamanın ürünüdür. İşte edebi tenkitte her şeyden önce bunlar ele alınıp değerlendirilmelidir. Bu tezi ortaya atan kişi Hippolyte Taine dir. Bu tezi ırk, çevre, zaman şeklinde formülleştirmiştir.
Halit Ziya Paul Bourget ve Goncourt kardeşleri yazılarında tanıtmıştır. Hüseyin Cahit Fransız parnas ve sembolistlerini tanıtan yazılar yazmış Mehmet Rauf ve Ahmet Şuayb gibi Hipolyte Taine’i Türk halkına tanıtmayı amaçlamıştır.
Ahmet Şuayb eleştiri konusunu en bilinçli yönden takip eden kişi olmuştur. Hipolyte Taine’in ırk, çevre, zaman formülünü yanlış bulmuştur. Bu formülle gelişen edebi eserler toplumu yansıtmaz görüşünü savunmuştur. Ona göre zaman ve çevre insanı etkiler fakat güçlü kişilikler çevre ve zaman etkilerini aşabilir.
Tenkit anlayışında bazı eksiklikler bulunmaktadır. Örneğin sadece Batı tenkit anlayışı etkisinde kalınmış eser ve yazar tenkidinde istenilen düzey tutturulamamıştır. Objektif hüküm verme konusunda zorlanılmış yer yer kendi kişisel izlenimler belirtilmiştir. Tenkit anlayışında ne yazık ki bir birlik oluşturulamamıştır.
Tenkidin görevi edebiyatın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini araştırmak ve açıklamaktır. Unutulmamalıdır ki her edebi dönem bir öncekinin tenkidiyle hazırlanır.
İyi ve güzelin ortaya çıkması için eleştirmenler iyi ve kötü yönleriyle değerlendirmelerini okuyucuya sunarlar. Genelde nesneldirler. Ancak kişisel görüşlerin verildiği eleştirilerde mevcuttur. Eleştiri sanatçı, eser, dönemin özellikleri, sanat anlayışı gibi geniş bir yelpazeyi okuyucuya sunar.
Tanzimat döneminde eleştirinin amacı divan edebiyatının kötü yönlerini gösterip onu tahttan indirmekti. Batılı bir başlangıç yapıp Türk edebiyatını modern düzeye getirmekti. Bu sebeple daha o dönemde batı edebiyatı türleri edebiyatımıza sindirilmeye başlanıp Fransız hikâyeleri ve romanları tercüme edildi. Başlıca şair ve yazarlar okuyucuya tanıtıldı. Şiir ve roman hakkında teorik bilgiler verilmeye başlandı. İkinci döneme baktığımızda Fransız edebiyatının teknik olayları üzerinde duruldu. Realizm ve natüralizm önem kazandı. Bu konuda Namık Kemal, Ziya Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem, Muallim Naci, İsmail Hakkı, Beşir Fuat, Nabizade Nazım, Ali Suavi ve Mizacı Murat batılı tarzda ilk örnek veren yazarlarımızdır.   
Servet-i Fünun dönemine gelindiğinde artık bazı taşlar yerine oturmuştu. Artık divan edebiyatının kötülenmesine gerek kalmamıştı. Bu dönemde yapılan mücadeleler kendilerine karşı yapılan eleştirilere karşı koymak bu edebiyatı tanıtmaktı. Daha öncede belirttiğim gibi gerek dili gerek aşırı Fransız hayranlığı yüzünden Servet-i Fünuncular objektif ve seviyeli tenkitler yapmaya başlamışlardır.  Edebiyata değişik açıdan bakıp üslup özellikleri üzerinde durdular. Realistlerden başlayıp sembolistlere kadar ilerleyen çalışmalarında Fransız edebiyatının sınırlarında aştıkları görülür. Sanat, dil, edebiyat ve konu anlayışlarını ifade etmeye çalıştılar. Servet-i Fünuncuların bazen polemiğe girdikleri görülmektedir. Örneğin doğu cephesinde Ahmet Rasim ve Ali Kemal, batı cephesinde ise Hüseyin Cahid bulunmaktadır. Hüseyin Cahit giriştiği tüm polemikleri Kavgalarım adlı kitabında toplamıştır. Servet-i Fünuncuların asıl amacı objektif tenkidi iyice yerleştirmek ve yaymaktı. Örnek aldıkları Fransız modern tenkidin kurucuları şunlardı: Taine, Brunetiere, Faguet, Lemaitre, France vs. Servet-i Fünunda Ahmet Şuayb’ın bir Müsahabe-i Edebiyyesi, Cenab’ın Biraz Piskoloji ve “Müntekid-i Hakiki, Mehmet Rauf’un Şu Tenkit Meselesine Dair son olarak ta Tevfik Fikret’in Tarik gazetesinde basılan Münakaşatımızda Ne Eksik? Adlı makaleleri bu bağlamda modern tenkidin kurucularını tanıtmak ve tenkidin esasları hakkında bilgi vermek için yazılmış yazılardır. Bu sayede çalışmalarına uygun tenkit örnekleri vermiş oluyorlardı.
Bu açıdan bakılacak olursa Halit Ziya, Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit Yalçın'ın "Modern Roman Tekniği"; Mehmet Rauf'un "Türk Romanı ve Hikâyeleri ile Hüseyin Cahit ile Ahmet Hikmetin Hikâyele­ri"; Hüseyin Cahit Yalçın'ın "Halit Ziya'nın Hikâyeleri, Rauf'un Eylülü ve Fikret'in Rübab-ı Şikeste'si" de unutulmamalıdır. Objektif ve yapıcı tenkidin ölçülerine göre kaleme alınmış ol­dukça başarılı yazılar arasında sayılmaktadırlar.
Servet-i Fünuncular arasında olmamalarına rağmen Ahmet Şuayb ve Ali Ekrem eleştiri konusunda ele alınması gereken yegâne kişilerdir. Servet-i Fünun döneminde başka türlerle uğraşmayıp sadece tenkit üzerinde çalışma yapan ve kendi eksikliklerini de objektif bir şekilde sorgulayan kişi Ahmet Şuayb dır. Ahmet Şuayp tüm çalışmalarını edebiyat ve hukuk çerçevesinde yapmıştır. Edebi eserlerini sağlam ve bilimsel metotlara dayanarak incelemesi gerektiğini bunun için de sosyoloji ve psikolojinin iyi anlaşılması gerektiğini savunmuştur. Faguet, Lemaritre gibi Fransız tenkitçileri örnek alıyordu. En çokta Fransız edebiyatı tarihçisi ve tenkitçisi Hyppolite Taine’nin tesirinde kalmıştır. Batı edebiyatının önemli tenkitçilerini sentezleyip bir kaynak olarak sunmayı hedeflemişti.  Servet-i Fünunun genel durumu ve bu dönemin edebiyatçıları hakkında zamanına göre en çağdaş ve ciddi tenkidini sundu. Bu tenkitlerde derin bir görüş, yalnız kusurları ile değil iyi ve kötü yönleri yumuşak ve ciddi bir düzende ölçülüp tartılmıştır. Diğerlerine göre bu yönüyle çok fazla önem taşımaktadır.  Tevfik Fikret’in teşviki ile Hayat ve Kitaplar başlığı altında dergide tenkitler yazmaya başlamıştır. Daha sonra bu yazılar aynı isimle kitaplaştırılmıştır. Realizm ve natüralizmin iyice tanımasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır.
Ali Ekrem’in Şiirimiz adlı eseri otokritik(öz eleştiri) şeklinde yazmışlardır. Ali Ekrem Servet-i Fünun döneminin eksikliklerini sert bir üslupla tenkit etmiştir. Tenkide uğrayanlar karşı tepki vermesi sonucu ilk ayrılıklar başladı. Tevfik Fikret’te kısa bir süre sonra idari bir münakaşa yüzünden Ahmet ihsan ile anlaşamadı ve dergiden ayrıldı. Böylece derginin başına Hüseyin Cahid geçti. Hiçbir yenilik yapılmadan dergi aynı şekilde çıkarılmaya devam ettiyse de Hüseyin Cahid’in Fransızcadan çevirdiği Edebiyat ve Hukuk adlı makalesinin halkı kışkırtınca özellikleri sahip olması bahane edilerek II. Abdülmecit tarafından kapatıldı. Servet-i Fünuncular edebiyatı tam bir Avrupai seviyeye taşımayı başardılar. Bu devir kapanırken Avrupai görüşte bir Türk edebiyatı miras bırakılmış oldu.
Hüseyin Cahit Yalçın ise genelde tenkit ve tartışa türünde yazmıştır. Eski edebiyata karşı yeni edebiyatı, doğu kültürüne karşı batı kültürünün savunucusudur. Akla, mantığa ve bile önem vermiştir. Eleştirilerinde tüm bu özellikler görülmektedir.
Fecri Ati dönemi edebiyatçıları, Servet-i Fünun’u eleştirdiğinde en çok karşı koyan Mehmed Rauf olmuştur. Halid Ziya Cumhuriyetten sonra gazetede yayımlanan tenkitlerini Sanata Dair adlı eserinde topladı. Cenap ve Nazif Osmanlıcayı ve aruzu savunurken birçok kez tenkit yöntemini kullandı. Hüseyin Cahid’in de Fikir Hareketleri adlı dergisinde tenkitleri yayınlanmıştır.
Servet-i Fünun dönemi dışında kalan edebiyatçılar bu edebiyatı şiddetle tenkit etmişlerdir. Bu konuda en çok bilineneler Ahmed Rasim, Mehmed Celal ve Ali Kemaldir. Ahmet Rasim Servet-i Fünun’un önemli tenkitçilerinden Hüseyin Cahid ile “edebiyatın milli ve mahalli olup olmadığı” hakkındaki münakaşaları devre damgasını vurmuştur. Ahmet Rasim tenkitlerini toplayıp bir eser haline getirememesi bu bağlamda büyük bir kayıptır. Yine Servet-i Fünuncuları eleştiren bir diğer yazarımız Mehmed Celal Divan edebiyatına olan bağlılığını göstermek için Divan edebiyatına ait en önemli şairlerin yazılarını kitap olarak basmıştır. Fakat tenkitle alakalı maalesef kitabı yoktur. Hem doğuyu hem batıyı iyi bilen Ali Kemal Hüseyin Cahid ile ağır tenkitlere girmiştir. Ali Kemal modern Fransız edebiyatını, modern tenkidi tüm yönleriyle anlatan birçok makalesi vardır ve bunlar Ahmed Şuayb’ınkilerle kıyaslanabilecek düzeydedir. Bu makaleler Paris Musahabeleri” ve “Sorbon Darülfünunu’nda Edebiyyat-ı Hakikıyye Dersleri adlı eserlerinde bulunmaktadır. Aynı zamanda Raşid Müverrih mi? Şair mi? Adlı çalışmasını da unutulmamalıdır. Servet-i Fünunculara katılmamakla beraber onlarla yakın arkadaş olmuş tenkitlerde iki tarafında iyi yönlerini ele almıştır. İsmail Sefa’nın da bu alanda Mülahazat-ı Edebiyye” ve “Muhakemat-ı  Edebiyye adlı eserleri unutulmamalıdır.
KAYNAKÇA:
Akyüz Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri 1860–1923, İnkılap Kitabevi
Tanpınar Ahmet Hamdi, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, YKY, İstanbul 2010, 8.Baskı
Korkmaz, Ramazan (2011), Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı 1839-2000, Ankara, Grafiker Yayınları
http://www.edebiyadvesanatakademisi.com (http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyad/800-servet_i_fununda_elestiri.html) Erişim: 06.04.2013

http://www.turkceciler.com (http://www.turkceciler.com/serveti-funun-donemi-ogretici-metinler.html) Erişim: 07.04.2013
TANZİMAT GAZETECİLİĞİ
            Bu çalışmamda sizlere Tanzimat Döneminde çıkarılan gazeteler hakkında genel bilgiler vereceğim. Bu çalışma genelden özele doğru işlenmiş bir çalışmadır. Okuyucuya önce Tanzimat dönemi hakkında, arından gazetecilik hakkında, daha sonra ise Tanzimat Döneminde çıkan gazeteler hakkında bilgi vermiştir. Çalışmada çeşitli grafikler ve resimler kullanarak konuya görsel olarak ta destek verilmiştir. 

TANZİMAT'A DOĞRU ATILAN İLK ADIMLAR
Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Fransa'ya Osmanlı devleti yardım etmiştir. Böylelikle Türk-Fransız dostluğu başlamış ve Fransız kültürünün Osmanlıda yayılmasına neden oluşturmuştur.
Abdülmecit döneminde Mustafa Reşit Paşa'nın Gülhane Park'ında okuduğu ''Tanzimat Fermanı''(3 Kasım 1839'da) ile siyasi hayatımızda, sosyal hayatımızda ve bu dönemde batının etkisinde kalan edebiyatımıza da yeni bir dönem başlatmıştır. Bu ferman, Avrupa’daki gelişmişliğin Osmanlıya da girmesi içeriklidir. Bu Yenilikler; genel olarak siyaset, idare ve eğitim alanlarındadır.
Tanzimat Edebiyatı, hazırlık dönemi Tanzimat Fermanının okunmasından (1839) Tercüman-ı Ahval gazetesinde “Şair Evlenmesi” adlı oyunun yayınlanmasına kadar sürmüştür. Şinasi'nin Tercüman-ı Ahval gazetesini çıkarmasıyla Tanzimat edebiyatı resmi olarak başlamıştır.
Tanzimat ile birlikte batıdan birçok düzyazı (nesir) türü (tiyatro, gazete, roman, çeviri vb.) edebiyatımıza girmiştir. Bu dönem yazarları edebiyat ile halkı eğitmeyi ve halka yapılan zulümleri (baskıları) ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır. Eserlerini yalın dil ile yazılmışlardır (amaç; halkı bilinçlendirmek olduğundan eserler herkesçe anlaşılabilir olması gerekir). Konu olarak vatan sevgisi, millet sevgisi, hürriyet kavramı ve halk kavramı işlenmiştir.
SARAY GÖZÜYLE GAZETE
Her yönetici ülkesinin yönetimini sıkıca elinde tutmak ister. Bunun için dış ülkelerle de politik bir ilişki yaşar. Diğer ülkelerin gözünde prestij kaybetmemek için de dönemin teknolojisinden bihaber olmak istemezler. Hükümdarlar o dönemde göz önünde olan tüm bilimsel ve teknolojik çalışmaların özünün anlaşılıp kendi kültürüyle harmanlamak ve ortaya güzel bir ürün çıkarmak ister.
İşte bu yüzden Abdülmecit halkına söyleyeceği, öğreteceği, anlatacağı şeyleri gazete ile aktaracaktır. Hem bu sayede yaptıklarını ve yapacaklarını önce kendi halkında daha sonra da Avrupalılara bu sayede duyurmuş olacaktır. Tüm bu çalışmalar Hükümdarın atalarına ve halkına olan sorumluluğuna önem verdiğini göstermektedir.
TANZİMAT GAZETECİLİĞİ
Gazeteler her gün milyarlarca insanın okuyup üzerinde tartıştıkları yerel ya da ulusal haberlerin içinde bulunduğu yazıların toplandığı ve yayınlandığı yerlerdir. Yani gazete toplumun kimliğini ortaya koyabilen yegâne kültür öğesidir.
Matbaa Osmanlı’ya ilk defa 15. Yüzyılda Ermeni, Yahudi ve Rumlar tarafından getirilmiş İbrahim Müteferrika (1729) ilk Türkçe kitabı basmasıyla geliştirilmeye başlamıştır. Matbaanın en büyük adımı da gazete ile olmuştur. Çünkü gazete kitaba göre daha ucuz ve ticari sahası daha büyük bir özelliğe sahipti. Daha kısa sürede satılması, yerine yenisinin basılması ve sürekli devamının olması da cabasıydı. Bu dönemde halkın anlayabileceği derecede yalın bir dilde yazılıp basılan gazeteler ile büyük bir başarı sağlandı.
Tanzimat döneminde düşünce, bilgi ya da fikrin kamuoyuna duyurulması için gazetelerden daha iyi bir araç yoktu. Birçok kişinin fikirlerini belirtmesi yüzünden her ne kadar kısa süreli sürdürülmüş olsalar da o dönemde insanların birçok konuda bilgilendirmiştir ve böylelikle istenilen amaca da ulaşılmıştır.
O dönemde gazete bilginin kendisidir. Bu dönemde gazete okumayan kişiler toplum tarafından cahil kimseler olarak nitelendirilmiştir. Gazetenin her kesime hitap etmesi amaçlanmıştır.
Gazeteler halkı bilgilendirmenin yanı sıra birçok yeni edebi türlünde (Makale, fıkra, haber, röportaj, sohbet, mülakat, anı, gezi, şiir, inceleme vb.) edebiyatımıza girmesinde ve gelişmesinde etkili olmuşlardır.
Bu dönem gazetelerinin iki görevi vardır. Birincisi Padişahın isteklerini ve görüşlerini halka iletmektir. İkincisi ise halkı, siyasi ve gündemdeki olaylar hakkında bilgilendirmektir. Bu yüzden gazetelerde ikiye ayrılmıştır:
  1. Resmi Gazeteler
  2. Özel Gazeteler
Resmi gazeteler, Padişahın yurt içinde kamuoyu oluşturması, imparatorluktaki gelişmeleri ve değişiklikleri batı dünyasına duyurmak, resmi duyuruların ve kabul edilen yasaların halk tarafından duyulmasını (öğrenilmesini) sağlamak için çıkarılmıştır. Makale içerikleri devletin görüşleri doğrultusundadır.
Özel gazeteler, devletten bağımsız kişilerce çıkarılan, fertlerin düşünce ve ihtiyaçlarını belirtmesinde etkili olan ve haberi ön plana çıkaran gazetelerdir. Bir övgü gazetesi değil, düşünce ve tartışma gazetesidir. Bu tür gazetelerde toplumdaki aksaklıklar ön plana çıkarılmış ve siyasi eleştiriler yapılmıştır.

TANZİMAT DÖNEMİNDE ÇIKARILAN GAZETELER

1-TAKVİM-İ VEKÂYİ ( 1831-1922) (Olayların Takvimi)
II Mahmut şüphesiz ki III. Selimin ilk adımı olan devlet düzenlemelerine devam etmiş kendisi de reformlarını genişletip bunu hem halkına hem de yabancı ülkelere duyurmak istemiştir. Bu sebeple Takvim-i Vekayi o dönemde Avrupa’da çıkan birçok gazetenin incelenmesi sonucu ortaya çıkmış bir gazetedir. İsmi özel olarak seçilmiştir. Nedeni de iminin ve anlamının dikkat çekici, etkileyici olma özelliği sonucunda gazetenin ciddiliğini arttırmasıdır. Bu ilk Türkçe gazetenin ismini de II. Mahmut koymuştur.
            Haftalık olarak çıkarılmış olan bu resmi gazetenin içeriğinde devletin ve yahut padişahın resmi bildirileri, iç ve dış haberler gibi resmi konular yer almıştır. Üç kez çeşitli sebeplerden dolayı yayına ara verilmiştir. Cumhuriyet döneminde Ceride-i resmiye adı ile yayınlana devam etmiştir.
            Başyazarlığını Esat Efendi yapmıştır. İlk çıktığında sadece iki yaprak (dört sayfa) olan bu gazete daha sonra istikrarla büyümüş ve otuz iki sayfaya kadar çıkmıştır. İlk senelerde abone kaydı ile basım yapılıp satılırdı. Bu gazete ile ülkede kamuoyu oluşturmak hedeflenmiştir.
Gazetenin içeriğinde padişahın ziyaretleri, askerlik, iç isyanların bastırılması, padişahın çıkardığı hükümler ve Avrupa’daki bilimsel gelişmeler yer almıştır. Arapça (Takvimü’l- Vekayi), Ermenice (Lro Kir), Farsça (Takvim-i Vekayi), Fransızca (Moniteur Ottoman) ve Rumca (Otomanikos Minitor) dillerinde basılmıştır. Bu gazetelerin içerikleri farklılık göstermiştir. Yani Takvim-i Vekayi birebir çevrilmemiş sadece ortak hususlar birebir çevrilip geri kalan kısımlar kendi okuyucu kitlesine göre şekil almıştır.
Resmi ilanlar, yurt içi ve yurt dışındaki haberler, askerlik konuları, resmi atamalar, ödüllendirmeler ve ticaret olmak üzere altı bölümden oluşurdu. Bu ilk gazete denemesi okuyucu yönünden yüzeysel kalmış büyük oranda memur kesimi ve az sayıda okur-yazar tarafından tercih edilmiştir.
2-CERİDE-İ HAVADİS( 1840-1864) (Olayların Gazetesi)
William Churchill adında bir İngiliz tarafından çıkarılan bu yarı resmi gazete, ilk başlarda devletten hiç yardım almadan basılmış olduğundan ilk özel gazete diye anımsansa da daha sonra fazla talep olmayınca devletten para yardımı alınmasıyla bu özel gazete niteliğini yitirip yarı resmi gazete niteliği kazanmıştır. Devletten para yardımı aldığı için devletin görüşleri doğrultusunda yayın yapmıştır. Bu dönemde ülkenin vilayetlere bölünmesiyle yerel gazetecilik önem kazanmıştır.
Dış ülkelerdeki muhabirler sayesinde diğer ülkelerden haberler yayınlamış böylece seçkin zümre tarafından rağbet görmüştür. Bu gazeteye İskenderiye’den haber gönderen bir muhabir Türk basım tarihinin ilk muhabiri olarak nitelendirilmiş tarihte bu şekilde yerini almıştır.
Aynı zamanda Kırım Savaşı sırasında cepheden aldığı son gelişme haberleriyle okuyucu kitlesi artmıştır. Ayrıca bu dönemde ek ilaveler de yayımlanmıştır. Günlük hayatta ihtiyaç duyulabilecek pratik bilgiler de gazetenin bir köşesinde verilmiştir. İlk başlarda ağır bir dil kullanılsa da zamanla bu dil yumuşamış sade ve kısa cümlelere dönüşmüştür. Şinasi gibi birçok önemli yazarın çıraklığı da bu gazetede geçmiştir.
İçeriğinde ilme, ahlaka, edebiyata yer vermiştir. Bununla birlikte gazetenin asıl amacı halkı yanına çekerek İngilizlerin çıkarı doğrultusunda ekonomik ve siyasi çıkar sağlamaktı. Nitekim bu dönemde İngiliz asılı yöneticiler (örneğin, İngiliz elçiliği yapan David Urguhard) Osmanlı hükümetinden öğrendiği tüm bilgileri İngiliz Kraliyetine rapor da etmişlerdir.
Bu gazete ilk başta sadece haber içerikliydi. Daha sonra Avrupa gazetelerinden alınan magazin türü haberler, ahlak, vatan sevgisi le ilgili makaleler bu gazetede yayınlanmıştır. İlk kez bu gazete ilanlara yer vermiştir. İlk ölüm ilanları bu gazetede yer almıştır. Bu ikinci Türkçe gazetenin Fransızca, Ermenice, Rumca, Arapça nüshaları da basılmıştır.
3- TERCÜMAN-I AHVAL(1860-1866) (Durumların Tercümanı)
Agâh Efendi ve Şinasi (24. Sayıya kadar) tarafından çıkarılan bu gazete ilk özel Türkçe gazetedir. Bu gazete Tanzimat edebiyatının başlangıcı sayılmıştır. Bu gazete ilk özel (bağımsız) gazete olmasından dolayı gazetecilik yönünden, Tanzimat edebiyatını başlatmasından dolayı ise edebiyat yönünden çok önemli bir yere sahiptir.
Özel bir gazete olduğu için övgü gazetesi kesinlikle olmamıştır. Düşünme ve olayları eleştirme gazetesi olduğundan halkın sorunlarını da dile getirmiştir. Tefrika ilk bu gazetede yer almıştır. Bu sebeple ilk kez edebi eserlerin yayımlandığı gazetedir. İlk yazılı tiyatro olan Şinasi'nin Şair Evlenmesi de (1860) tefrikalar ( bölüm bölüm ayırıp her gün bir kısmını yayınlamak. ''Devamı yarın'' gibi ) şekline yayınlamıştır. Resmi konuların yanı sıra halkın sorunları dile getirilmiş, okuyucu mektuplarına ve ansiklopedik bilgilere de zaman zaman yer verilmiştir.
            Döneminde çıkan Ceride-i Havadis ile rekabet edebilmek için haftalık yayımlanan gazete sayısını arttırdı. Şinasi, Türk edebiyatının ilk makalesi (ilk imzalı başyazı) olan Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi’ni çıkardığı bu gazetede yazmıştır. Mukaddimede bu gazetenin düşünce ve tartışma gazetesi olacağını belirtmiş. Halka, iç ve dış haberlerden haberdar etmek ve sade bir dil kullanmak gibi hedeflerinin olduğunu belirtmiştir. Haberlere yorum katmış; resmi ve özel ilanlara yer vermiştir. Yabancı gazetelerden çeviriler yapmış; gerektiği zamanlarda o gazeteleri kaynak olarak göstermiştir.
Bununla beraber döneme damgasını vurmuş olan Ahmed Vefik Paşa ve Ziya Paşa da bu gazetede görev almıştır. Ayrıca bu gazete Türk basın tarihinde ilk defa eğitim sistemine karşı yapılan eleştiri yüzünden, hükümet tarafından bir süreliğine (yaklaşık iki hafta) kapatılan gazete olma özelliği taşır.

4- TASVİR-İ EFKÂR( 1862- 1949) (Fikirlerin Tasviri)
Şinasi’nin tek başına çıkardığı bir gazetedir. İlk sayıdaki giriş bölümünde gazetenin amacının haber vermek, halkın kendi özgürlüğü için düşünmeyi, kendi sorunları üzerinde durmayı, öğretmek olduğu belirtilmiştir. Hem aydın hem halkın yani tüm tebaanın ortak bir noktada buluşabilmesi için sadece bir Türkçe kullanılmıştır. Gazete sadece olayları anlatmakla kalmamış düşünce ve edebiyat gazetesi olarak ta işlem görmüştür. Padişaha hiç övgü yağdırmamıştır. Hatta padişahın tahta çıkış merasimlerinde bile özel sütunlarla gazeteyi basmamıştır. Parlamenter sistemi savunan Şinasi Avrupa’dan çevirdiği makaleleri de gazetesinde yayınlamıştır.
Şinasi halkın eğitimi için okumanın önemini savunmuş gazetesinde eğitimle ilgili olan ilanları ücretsiz basmıştır. Günlük haberlerle birlikte çevirilere, tercümelere ve edebi yazılara da yer verilmiştir. Ayrıca okuyucuların mektuplarını ve fikirlerini gazetede yayınlamışlardır. Gazetedeki haberleri ikiye ayırıp ülke içindeki haberler için Havadis-i Dâhiliye, ülke dışındaki haberler için Havadis-i Hariciye başlığıyla haberleri yayınlamıştır.
Namık Kemal’de yazdığı ilk makalelerini bu gazetede yayımlamıştır. Şinasi'den sonra gazetenin başına Namık Kemal geçmiştir. Şinasi’nin bu gazeteyle ilgili planladığı ama yapamadığı bi çok şeyi Namık Kemal gerçekleştirmiştir. Bu gazetede hak, hürriyet gibi kavramları kullanmaya başlamıştır. Namık Kemal de Avrupa ya gidince gazetenin başına Recaizade Mahmut Ekrem geçmiştir. 1910 yılında ismi değiştirilip “Yeni Tasvir-i Efkâr” adıyla Ebüzziya Tevfik tarafından yayın hayatına devam etti. Birçok kez kapanıp açılan gazete en son 1945 yılında  Cihat Baban tarafından  Tasvir adıyla çıkarıldı. 1949 yılında da gazete kapandı.
5-AYİNE-İ VATAN (1866)
Mehmet Ali Bey tarafından çıkarılan ilk resimli gazetedir. Daha sonra İstanbul adıyla yayıma devam etmiştir.
6-MUHBİR GAZETESİ (1866-1868)
            Ali Suavi tarafından yayımlanmaya başlamıştır. Gazetede yayımladığı bir makalede bu gazeteyle dili sadeleştirdiğini, özgürlük, hak, hukuk gibi kişisel ve toplumsal meselelere değindiğini söyler. Türkçe, Fransızca, Arapça, Almanca, İngilizce, İbranice olmak üzere altı dilde basılıyordu.
Gazetede iç ve dış haberlerin yanı sıra politikadan da bahsediliyordu. Hükümete olan sert eleştirileri yüzünden birçok olay olmuş gazete kapanmıştır. Hükümetten sansür yiyince Londra’da Le Mukhbir ismiyle basıma devam edilmiştir. 1868 yılından son baskıyı yaptı. Muhbir de bulunan politika köşesi daha ileriki yıllarda toplanıp kitap halinde basıldı. 
7-HÜRRİYET GAZETESİ (1868-1869)
            Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın Londra’da çıkardıkları gazetedir. Daha sonra Namık Kemal gazeteden ayrılıp (Altmış üçüncü sayıdan sonra) ülkesine döndü. Ondan iki sene sonra da Ziya Paşa ülkeye geri dönmesi ile gazete resmi olarak kapandı.  
8-TERAKKİ GAZETESİ (1868)
            Bayanlar için basılan özel bir gazetedir. Yanında mizah eki de vardı. Ali Raşid ve Filip Efendi tarafından çıkarılmıştı.
9-MÜMEYYİZ GAZETESİ (1869)
            Sıtkı Efendi tarafından çıkarılmıştır. Batılı eğitimi halk içinde sindirmeyi planlamış bir gazetedir. Öyle ki haftada beş gün yayın vermesine karşın sadece çocuklar için ayrılmış özel bir eki de vardı. Bu çocuklar için ayrılmış ekte batılı ve çağdaş eğitim bilgisi veriliyordu. Böylece devrin biliminden haberdar olan çocukların toplumu güçlendirmesi hedefleniyordu.
10-İBRET GAZETESİ (1870-1873)
            İlk iki sene doğru düzgün yayın veremeyen bu gazete 1872 yılında Ahmet Mithat Efendi tarafından kiralanmasıyla hayata geçmiştir. Ahmet Mithat Efendi kendisine güçlü bir ordu kurmuştur. Bu gazeteci ordusunun başyazarı Namık Kemal’di.
            Zamanla çok satan bu gazete “Vatan Yahut Silistire” adlı tiyatro metninin yayınlanması ve ardından gelişen halk ayaklanması gibi olaylar yüzünden 1873 yılında kapatılmıştır. Bu olaylar çerçevesinde Ahmet Mithat Efendi Rodos adasına sürgüne yollanmıştır. Gelişen bu olaylar sonucunda gazetenin halk üzerindeki etkisi bir kez daha gözler önüne serilmiştir. İlk defa bir gazetede özgürlükçü düşünceler bu denli savunulmuştur.
11-MUSAVVER GAZETESİ (1872)
            Fotoğraflı basılan ve içeriğinde tercümeler olan ilk gazete olması nedeniyle önemlidir.
12-TERCÜMAN-I HAKİKAT( 1878-1912)
            Kurup yöneten Ahmet Mithat’tır. Halk için bir mektep vazifesi görmüştür. Ahmet Mithat yazdığı 50’den fazla roman, ilmi kitap,  batı klasikleri, telif romanlar, on dört ciltlik Avrupa Tarihi, üç ciltlik Dünya Tarihi serileri gazetede yayımlandı.
Ahmet Mithat Efendinin damadı Muallim Naci de gazetede çalışmaya başlamış ve bir edebi ilave eklemiştir. Bu edebi ilavede birçok roman tefrika edilmiştir. Bu ilave ciddi ve tertipli bir edebiyat mecmuasıydı. Döneminin genç yazarlarına kapılarını açmış, onları yetiştirmiştir.   (Ahmet Rasim, Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edip Adıvar, Ahmet İhsan Tokgöz, Hüseyin Cahit Yalçın gibi.) Batı dünyasının ilmini, bilimini, kültürünü aktarırken dönemin sanat akımlarını (romantizm, natüralizm, realizm) halka tanıtmıştır.
            Gazetenin çocuklar için çıkardığı bir ilavesi daha vardı. Ayrıca bu gazetede şehit aileleri ve yetimler adına bağış toplanırdı. Devrin en uzun ömürlü gazetesi olmuş hatta Ahmet Mithat’ın ölümünden sonra Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yayımlanmıştır.
13-TERCÜMAN GAZETESİ (1883-1918)
Gaspıralı İbrahim Bey tarafından, Kırımda, Türkçe – Rusça olarak yayımlanmıştır. Genel olarak kırımdaki Türkler için basılmıştır. Bun yanında Rusça baskıları da olmuştur. Bu Rusça gazete baskılarında Gaspıralı Türk birlikteliği (Türklerin ortak bir kültüre ve teknolojiye sahip olmasını istediğinden) düşüncesi ile yayımladığı bazı makaleleri yumuşatmıştır. Böylece Rus baskısından da sansür yememiştir.
            Gazete Gaspıralı’nın ölümünden sonra çocukları tarafından çıkarılmaya devam etmiş 1918 yılında da tamamen kapatılmıştır. Bu dönem içerisinde gazete birçok fayda sağlamıştır. Bu faydaların başında Gaspıralı’nın çalıştığı ve sonunda büyük ölçüde başarılı olduğu ortak bir edebi dil mevzusu vardır. Gazete melez bir Türkçe ile değil Türkiye Türkçesi ile yayımlanmıştır. Eğitim öğretim faaliyetleri, okuma kursları gibi birçok eğitim alanında bilgiyi gazetede basmıştır.
14-MİZAN GAZETESİ (1886-1890)
 
            Adı çıkardığı gazeteyle anılan (Mizancı) Murat Bey bu gazetede iç ve dış politika, ekonomi,  eğitim, maliye gibi konulara yer vermiştir. Sade dili sayesinde halk tarafından çokça tercih edilmiştir.
15-İKDAM GAZETESİ  (1894-1928)
            Ahmet Cevdet (Daha önceden Tarik, Tercüman-ı Hakikat, Takvim-i Vekayi, Sabah, Saadet gazetelerinde çalıştığından bu konuda deneyime sahiptir) tarafından kurulmuş bir gazetedir. Bu günlük gazete devrin padişahı Abdülhamit tarafından gazetenin siyasi nitelikte (“siyasi Türk gazetesi” olarak nitelemiştir) olması sebebiyle birkaç defa kapatılmıştır.
Bu siyasi niteliğini yanında edebiyat ve fikir yazıları da sütunlarında yer bulmuştur. Yani kısaca ikdam gazetesi ilmi, siyasi, edebi, fenni, ziraat, sağlık ve güzel sanatlarla ilgili haberlerin verildiği bir gazete niteliği taşımıştır. Meşrutiyetin ilanı ile ilgili resmi bildiriyi yayınlayan ve bu bildiri için büyük reklam yapan gazete uzun süreden sonra ilk kez sansür yemeden basılmıştır.
            Bu gazetede Ahmet Cevdet’le birlikte Türk edebiyatının önemli isimlerinden olan Ahmet Rasim, Cenab Şahabeddin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil, Sami Paşazade Sezai, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Necib Asım, Şinasi Hikmet, Teodor Kasap ve Hüseyin Cahit de çalışmaktaydı.
O dönemde Sabah Gazetesi sahibi olan Mihran Efendi ile birlikte Ahmet Cevdet, II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 24 Temmuz 1908 akşamı, gazetede basılan makaleleri denetlemeye gelen sansür memurlarını kovmuştu. Bu olay, 24 Temmuz Gazeteciler Bayramı’nın ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Avrupa’da özellikle Almanya ve Fransa’da olan havadislerden haberdar olmak için o ülkelere muhabir gönderilmiş onlardan sağlanan bilgiler gazetede basılmıştır. Gazete üç ana başlığa ayrılmıştır. Bu başlıklar; haberler, yazılar, ilanlardır. Halkı bilgilendirmenin yanı sıra halkın isteklerini dile getiren bir kurum olmuştur. Her seviyede insana hitap edebilecek düzeyde güçlü bir gazetedir. O dönemin iç ve dış yazarlarının eserlerini bünyesine almış bir gazetedir.
1 Aralık 1928 dan itibaren de Latin harfleriyle basılmıştır. Ayrıca bu gazeteyle ilgili daha ayrıntılı bilgiye Müzeyyen Buttanrı’ya ait olan “İkdam Gazetesinin Kültür Hayatımızdaki Yeri, Şekil ve İçerik Özellikleri (1894-1900)” adlı makaleden ulaşılabilmektedir.
Bu gazetelerin yanında birçok gazete daha yayınlanmıştır;
 İbret: Namık Kemal (1871), Diyojen: ilk mizahi dergi, Teodor Kasap (1870), Devir: Ahmet Mithat (1872) Bedir: Ahmet Mithat (1872), Hadika: Namık Kemal (1872), Sıraç: Ahmet Mithat (1873), Basiret: Namık Kemal ve Ziya Paşa (1869), Sabah: Şemsettin Sami (1876), Vakit: Ahmet Mithat (1875) vs.
Sonuç olarak, Tanzimat ile birlikte Batıdan alınan edebi türler edebiyatımıza başarıyla uygulanmıştır. Basın ve yayın hayatının ilk adımları bu dönemde atılmıştır. Birçok yenilik gazete ile beraber sosyal, kültürel, edebi tarihimize yansımıştır.  Tüm gazeteler birbirini basamak olarak kullanmıştır. Hepsi bir öncekinden daha faydalı olmayı hedeflemiştir. Tasvir-i Efkar, Tercüman-ı Hakikat, Mizan vb. gazeteler ile halkın okuma alışkanlığı iyice armış, gazetenin önemi anlaşılmıştır. Halk artık kendi duygu ve düşüncesinin önemini anlamaya başlamıştır. Fikir özgürlüğü bu dönemde hız kazanmış halkın eğitimine önem verilmiştir.

KAYNAKÇA:
http://www.edebiyatekibi.com(http://www.edebiyatekibi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=16&Itemid=28) (Erişim:19.12.2012)
http://www.edebiyatogretmeni.net(http://www.edebiyatogretmeni.net/tanzimat_gazeteciligi.htm) (Erişim:19.12.2012)
http://www.obarsiv.com(http://www.obarsiv.com/kutuphane_bulteni/mart09/01.html) (Erişim:20.12.2012)
http://tr.wikipedia.org/(http://tr.wikipedia.org/wiki/Tasvir-i_Efk%C3%A2r) (Erişim:23.12.2012)
http://www.belgeler.com(http://www.belgeler.com/blg/13v6/mizan-gazetesi-inceleme-tahlili-fihrist-seme-yazilar-birinci-stanbul-dnemi-1-159-sayilar-investigations-of-the-newspaper-of-mizan-index-and-selected-articles) (Erişim:23.12.2012)
http://tr.wikipedia.org (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kdam) (Erişim:23.12.2012)
‘Takvim-i Vekayi’, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul, 1994. s. 200-201
‘Tercüman’, İslam Ansiklopedisi, Cilt 40, Türkiye Diyanet Vakfı, İstabul, 2011. s. 492-494
‘Tercüman-ı Ahval’, İslam Ansiklopedisi, Cilt 40, Türkiye Diyanet Vakfı, İstabul, 2011. s.495-497
‘Tercüman-ı Hakikat’, İslam Ansiklopedisi, Cilt 40, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul, 2011. s.497-498
‘Takvim-i Vekayi’, Türk Dili ve Edebiyat Ansiklopedisi, Devirler/İsimler/Eserler/Terimler, Dergâh Yayınları, Cilt 8, İstanbul, 1977-1998. s.208-212
AKYÜZ, Kenan. Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılap Kitabevi, 18. Baskı
KORKMAZ, Ramazan. Yeni Türk Edebiyatı 1839-2000 El Kitabı, Grafiker Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2011
TANPINAR, Ahmet Hamdi. 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Yapı Kredi Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 2010
BUTTANRI, Müzeyyen. “İkdam Gazetesinin Kültür Hayatımızdaki Yeri, Şekil ve İçerik Özellikleri(1894-1900)”, Osman Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:4 Sayı:1, 2013, s.78-97.
ŞAHİN, Veysel. Namık Kemal'in Mektuplarında “Şiir, Tiyatro ve Gazete” Üzerine Tenkitler”, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları 214 Dergisi, 2010 Güz (13), s.1-18

BUDAK, Ali. “Fransız Devrimi’nin Osmanlı’ya Armağanı: Gazete Türk Basınının Doğuşu” (http://www.turkishstudies.net/Makaleler/1305763541_36Budak%20Ali_S-663-681.pdf)