20 Haziran 2015 Cumartesi

Vladimir Propp (1895-1970) Rus Biçimciliği ve Moskova

                                                                   EDA BAŞPINAR


Dilbilimi alana Rusların dünyayı etkilediği tarihler şüphesiz ki 1915 ile 1930 yılları arası olmuştur. Bu yıllar arasında iki büyük koldan yürümüş olan çalışmalardan öncelikli olan Moskova Dilbilim Okulu (Moskova-1915) ikincisi ise Opayaz Derneği (Petersburg-1916)dir. 1960’larda ortaya çıkacak Fransız yapısalcıları da etkilemişlerdir. Fütürizm (gerçekçilik akımı) den de etkilenmişlerdir. 1930 yılında devlet siyasetine ters düşüp temsilcileri ülke dışına sürülmesiyle yurt dışında da yayılmıştır.
Başını Osip Brik’in çektiği topluluğun diğer önemli isimleri ise; Vladimir Propp, Roman Jacobson, Boris Eyhenbaum, Viktor Şklovski, Yuri Tinyanov, Boris Tomaşevski, Victor Vinogradov’dur.
Biçimsel açıdan;
1-      Anlamdan çok biçime önem verildi.
2-      Yazı merkeze alındı. Böylece eser; yazarı, dönemin siyasi, sosyal, ekonomik, politik vs. durumları yönünden incelendi. Metnin iç öğelerine önem verildi.
3-      Yazı incelemeleri ve eleştirisi esere dönük oldu.
4-      Yazı asla öznel olmamalı, kendi içinde bir bütün teşkil etmeli ilkesi kabul edildi.
5-      Metinler kendi içinde birbiriyle sıkı sıkıya ilişkili dinamikli bir bütünlülük oluşturmalı, bilimsel ilkeler ile değerlendirilmelidir.
6-      Metinlerin birbirleriyle olan ilişkileri, biçimsel açıdan en eski temel yapıları incelenir.
7-      Metinler arasılık her dönemde olur. Böylece biçimlerin evrimi tarih içinde incelenebilir. Geçmişi yok sayılarak hiçbir biçim doğru şekilde incelenmez. Yeni bir biçim aslında kendinden önceki unutulmuş biçimlerin yeniden gündeme gelmesiyle oluşur, yeni bir yaratım değildir.
8-      Şiir dili ile gündelik dili ayrılır. Metinler üzerindeki kullanımından yola çıkarak şiir dilinin farklı olmasına sebep olan özelliklere ostranenie (alışılmışın dışındakini yapıp farkındalık yaratma manasına gelir) kelimesini kullanmıştır. Bireyde hoş duygu uyandırmasının sebebi de bu gündelik dilden ayrı ve alışılmadık olmasıdır.
9-      Şiir açısından dize ve ritim üzerinde de durulmuştur. İmge konusunda fütüristlerle birlikte simgecilerin görüşünü reddederler. İmgeyi merkeze almazlar. Şiir yalnızca imgeler orkestrası değildir.  Bu bağlamda ses hem tek başına anlamı olan ve his uyandıran bir şey olmakla birlikte hem de şiirin orkestrasına yani anlam dünyasına da katılıp birlikte coşkun bir müzikle de okuyucuda his uyandırır. Ölçü- vezin kelimelerini gereç kelimesi ile karşılarlar. Bu bağlamda ritime de büyük önem verirler.
10-  Metinlerin yazılı sebebi gerçeği doğrudan vermek yerine yeniden düzenleyerek farklı algılatmaktır.
11-  Roman ve hikâye incelemelerinde de ostranenie kavramı önemlidir. Ayrıca fabula dedikleri kronolojik olay örgüsü ile syuzhet denilen olay sırasını yazarın belirlediği düzenekler vardır.
Biçime bu denli önem vermeleri açısından kendilerine yapılan eleştiriler “biçimci” adı ile olmuş ve bu isim topluluğa yerleşmiş artık onlar Rus Biçiciler olarak adlandırılır olmuşlardır.
Leningrad'da 1928 yılında Vladimir Yakovlieviç Propp, tarafından "Morfologiya Skazki" (Masalın Biçimbilimi) yayımlanmıştır. Bu eser biçim bilim adına önem arz etmektedir. Eserde olağanüstü masalları yapı bakımından incelemeyi hedeflemiştir. Bu bağlamda tam olarak 100 masal üzerinde çalışmış ve bu masalları da A. N. Afanasyev'in derlediği Rus Halk Masalları' ndaki 50-15O numaraları arasından seçmiştir. Amacı bu 100 masalda da ortak işlevleri ortaya koymak olan Propp öncelikle her masalda bulunan sabit işlevleri belirleyip en temele (meselenin en köküne) inmiş ve bu masalları birbirleriyle karşılaştırmıştır.
Propp’a göre aslında tüm dünyadaki masalları aynı bir bina gibi düşünmek gerekmektedir. Bitmiş hali hangi kültürü yahut dönemi yansıtıyor olursa olsun binalar temelde demir, çimento, kum ve su gibi belli başlı ortak harçlardan doğmaktadır. Tıpkı binalar gibi masalların da inşasında benzer ve farklı maddeler bulunmaktadır. Propp eldeki ortak (benzer) harçlara yani maddelere (hareketlere) “fonksiyon” ismini verir. Masallarda bulunan ortak fonksiyonlarının da tam olarak 31 tane olduğunu söyler. Temel anlatı birimi olarak kabul ettiği işlevler/ fonksiyonlar masalın temel bölümlerini oluşturup değişmez özellik gösteren unsurlardır.  Önceki işlevi, sonraki işleve bağlayan unsura ise “yardımcı öğeler” adını verir. § simgesiyle belirtilir.
Vladimir Propp'un masallarda tespit ettiği 31 işlevi size sunarken de İsmail Abalı’ın 02-10-03 tarihinde idil dergisinde yayımlanan “Yapısal Folklor Kuramı Bağlamında Bir Masal İncelemesi Örneği” adlı makalesinden yararlandım. İşte İsmail Abalı’ının makalesinde sunduğu Propp’un 31 işlevi şu şekilde verilmekte. 
1.      Aileden biri evden uzaklaşır. (Tanımı: uzaklaşma, simgesi β)
2.      Kahraman bir yasakla karşılaşır. (Tanımı: yasaklama, simgesi γ)
3.      Yasak çiğnenir. (Tanımı: yasağı çiğneme, simgesi δ)
4.      Saldırgan bilgi edinmeye çalışır. (Tanımı: soruşturma, simgesi ε)
5.      Saldırgan kurbanı ile ilgili bilgi toplar. (Tanımı: bilgi toplama, simgesi ζ)
6.      Saldırgan kurbanını veya servetini ele geçirmek için onu aldatmayı dener. (Tanımı: aldatma, simgesi η)
7.      Kurban aldanır ve istemeyerek düşmanına yardım etmiş olur. (Tanımı: suça katılma, simgesi θ)
8.      Saldırgan aileden birine zarar verir. (Tanımı: kötülük, simgesi A)
9.      Kötülüğün ya da eksikliğin haberi yayılır; bir dilek veya buyrukla kahramana başvurulur, kahraman gönderilir ya da gider. (Tanımı: aracılık, geçiş anı, simgesi B)
10.  Arayıcı-kahraman eyleme geçmeyi kabul eder ya da eyleme geçmeye karar verir. (Tanımı: karşıt eylemin başlangıcı, simgesi C)
11.  Kahraman evinden ayrılır. (Tanımı: gidiş, simgesi ↑)
12.  Kahraman büyülü bir nesneyi ya da yardımcıyı edinmesini sağlayan bir sınama, bir sorgulama, bir saldırı vb. ile karşılaşır. (Tanımı: bağışçının ilk işlevi, simgesi D)
13.  Kahraman ileride kendisine bağışta bulunacak kişinin eylemlerine tepki gösterir. (Tanımı: kahramanın tepkisi, simgesi E)
14.  Büyülü nesne kahramana verilir. (Tanımı: büyülü nesnenin alınması, simgesi F)
15.  Kahraman aradığı nesnenin bulunduğu yere ulaştırılır. Kendisine kılavuzluk edilir ya da götürülür. (Tanımı: İki krallık arasında yolculuk, bir kılavuz eşliğinde yolculuk, simgesi G)
16.  Kahraman ve saldırgan bir çatışmada karşı karşıya gelirler. (Tanımı: çatışma, simgesi H)
17.  Kahraman özel bir işaret edinir. (Tanımı: özel işaret, simgesi L)
18.  Saldırgan yenik düşer. (Tanımı: zafer, simgesi J)
19.  Başlangıçtaki kötülük giderilir ya da eksiklik karşılanır. (Tanımı: giderme, simgesi K)
20.  Kahraman geri döner. (Tanımı: geri dönüş, simgesi ↓)
21.  Kahraman izlenir. (Tanımı: izleme, simgesi Pr)
22.  Kahramanın yardımına koşulur. (Tanımı: yardım, simgesi Rs)
23.  Kahraman kimliğini gizleyerek, kendi ülkesine ya da başka bir ülkeye varır. (Tanımı: kimliği gizleyerek gelme, simgesi O)
24.  Düzmece bir kahraman asılsız savlar ileri sürer. (Tanımı: asılsız savlar, simgesi L)
25.  Kahramana güç bir iş önerilir. (Tanımı: güç iş, simgesi M)
26.  Güç iş yerine getirilir. (Tanımı: güç işi yerine getirme, simgesi N)
27.  Kahraman tanınır. (Tanımı: tanı(n)ma, simgesi Q)
28.  Düzmece kahramanın, saldırganın ya da kötünün kimliği ortaya çıkar. (Tanımı: ortaya çıkarma, simgesi Ex)
29.  Kahraman yeni bir görünüm kazanır. (Tanımı: biçim değiştirme, simgesi T)
30.  Düzmece kahraman ya da saldırgan cezalandırılır. (Tanımı: cezalandırma, simgesi U)
31.  Kahraman evlenir ve tahta çıkar. (Tanımı: evlenme, simgesi W)

Propp, bu  31 fonksiyonun tamamı her masalda bulunmamakla birlikte sadece  kötülük (A) fonksiyonunun her masalda mutlaka görüldüğünü söler. O, masalı tanımalarken bile kötülük fonksiyonuna ayrı bir değer vermiştir. Onun masal tanımı en yalın hali ile yapılan kötülüğün ortadan kaldırılmasının hikâyesidir şeklinde özetlenebilir.
Listeden yararlanarak Keloğlan ve Kuyudaki Dev adlı masalda bir çözümleme yapmak ve bu sayede bir masal varyanıtndan yola çıkıp en temel saf haline Propp yönetemi ile ulaşmaktır. Fakat 31 fonksiyonun bulunduğu listeye hikâye etme planı, tahkiye programı yahut ta narratif program dendiğini de belirtmekte yarar vardır.
1-      İlk başta yapacağımız şey metinde kaç tane kötülük yahut yokluk olduğunu bulmaktır. Her bir kötülük (yokluk) bir olay dizisinin yani ayrı bir hikâyeyi temsil eder. Propp masal çözümlemesinin altın kuralının ilk önce yapılan kötülüğün tespiti (A) ile başlamak olduğunu söyler.
2-      Uzaklaşma, çıkma fonksiyonunu bulmak ise ikinci önemli görevdir. Bu her masalda farklı varyantta gözlemlenebilir. Aile fertlerinden birinin de evden uzaklaşması şeklinde bilinmektedir.
3-      Daha sonra kahraman, eksikliği yahut kötülüğü ortadan kaldırmak için görevi üstlenir. Bu bölümde belirlendikten sonra,
4-      Bu zor işte kahramana yardımcı olan ayrıca ona zorluk çıkaran yan aktörler tespit edilir.
5-      Kahraman ilkin görev karşısında zorlanır yenilecek gibi olur ama bir şekilde işin içinden sıyrılıp zor görevi başarır. Bu kısım da tespit edildikten sonra son kısma geçilir.
6-      Vaat edilen ödüle kahraman kavuşur.
Şu unutulmamalıdır ki bu fonksiyonların sırası değişmez, isimlendirilmesi bulundukları yere göre yapılır, bazen bazı işlevler kendisinden sonraki işlevi dolaylı yoldan doğurur ve bu da fonksiyon çiftleri doğurur. 1958’den sonra masal çözümlemeleri konusunda büyük çalışmalar başlamıştır. Propp, C.L.-Strauss, A.J. Greimas, R. Barthes, C. Bremond, T. Todorov gibi isimleri etkilemiştir. 1960 yılında ise halkbilgisi çalışmaları gibi çeşitli alanlarda da yayılmıştır.
Keloğlan ve Kuyudaki Dev
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir kasaba varmış. Bu kasabanın kenar mahallelerindeki bir kulübede, çok fakir bir keloğlan ile ihtiyar annesi yaşamakta imiş. Keloğlan çok akıllı ve becerikli olmasına rağmen çalışmaktan hoşlanmaz, tembel tembel evde oturmayı, ne buldu ise yiyip, içmeyi ve uyumayı severmiş. Tembel mi tembel, saçsız kafası ile de çok çirkin olduğu için herkes ona keloğlan dermiş. Keloğlanın ihtiyar annesi ise el çamaşırı yıkar, hem kendini, hem de tembel keloğlanı beslemeğe çalışır, zorluklar içinde geçinirlermiş.
                Her nasılsa Keloğlanın canı çarşıya çıkıp dolaşmak istemiş. Bir de bakmış ki, uzakta bir kalabalık var. Kalabalığın ortasında bir adam bağıra bağıra bir şeyler söylüyor. Kalabalıktaki insanlarda onu dinlermiş. Bizim Keloğlanda kalabalığa sokularak bu adamın dediklerini dinlemiş. Adam meğer şehrin tellallarından biriymiş. Keloğlanın dinlemekte olduğu tellal şöyle demekteydi.
-Ağır bir iş için bir adama ihtiyaç vardır. Bu işi görecek adama yüz altın verilecektir. Talip olacak kimse varsa ortaya çıksın….
Keloğlan etrafta toplanan kalabalıktan ses seda çıkmadığını görünce ve bu işin sonunda yüz de altın verileceğini öğrenince tellala:
-Bu işi ben yaparım, yalnız bu yapılacak işi hemen bana söyle, demiş. Tellal Keloğlanı şöyle bir süzdükten sonra, gözü tutmamış olacak ki:
-Oğlum, sen bu işi yapamazsın, iş çok zordur. Bunu ancak akıllı, becerikli ve cesur adamlar başarabilir. Ben bunları sende göremiyorum, deyince; Keloğlan:
-Ummadığın taş baş yarar. Ben bu işi başarırım, diye cevap vermiş. Etrafta toplanan kalabalıktan alaylı gülüşmeler yükselmiş. Bu sırada tellal onun biraz da fakir haline acıyarak:
-Pekala oğlum… Mademki kendine güveniyorsun sana şimdi yapacağın işi tarif edeyim… Uzak bir ülkeden mal getirmeye gidilecek… Yolculuk at sırtında olacak, ama sen bu yolculuğa katlanabilecek misin? diye sorunca.
Keloğlan:
-Ben yaparım dediğim her şeyi yaparım. Elbette katlanırım, karşılığını vermiş.
Tellal:
-Mademki bu kadar güvenin var, bende sana bu işi veriyorum… Paranı şimdi mi, yoksa dönüşte mi istersin? Keloğlan da:
-Şimdi verinde birazı yanımda bulunsun, geri kalanını anneme harçlık bırakırım, der.
Bu şartlarla anlaşmaya varan Keloğlan sevinçle annesine koşarak durumu anlatır ve
yanındaki parayı annesine bırakarak veda edip yapacağı işe gider.
Toplantı yerine gelen Keloğlan, yolculuğun hazır olduğunu ve kafilenin kendisini beklemekte olduğunu görür. Kafile başkanı Keloğlana hazır olup olmadığını sorar. Hazır olduğunu öğrenince küçük kafile hemen atlara binerek yola koyulur… İki gün durup dinlenmeden yol alırlar. Üçüncü gün Keloğlanın at sırtındaki yolculuktan vücudunun her tarafı ağrımaya başlar. Ama verdiği sözü ve aldığı parayı düşünerek sabırla yola devam eder. Artık akşam yaklaşmıştır. Kafile başkanı mola için kervanı durdurur. Keloğlan biraz dinleneceği için sevinmiştir. Ama bu sevinci çok sürmez. Atlar bağlandıktan sonra kafile başkanı kendini çağırır.
Keloğlana der ki: 
-Keloğlan, şurada bir kuyu görüyorsun…
-Evet, der bizim Keloğlan.
-İşte şimdi, o kuyuya ineceksin… Korkmazsın değil mi?
Keloğlan kuyunun yanına gider bir sağına, bir soluna ve eğilip içine bakar, kafile başkanına dönerek: 
-Ne var bunda korkacak, elbette inerim der. Keloğlan korksa bile korktuğunu belli etmemeğe çalışarak kuyuya inme hazırlığına başlar. Etrafını saran yol arkadaşları Keloğlan’ın beline kalın bir ip bağlarlar, kuyuya sarkıtırlar. 
Keloğlan kuyunun yarısına gelince sağ tarafında karanlıkta aniden bir kapı açılır. Adamın biri Keloğlan’ı kucakladığı gibi bu kapıdan içeri çeker… Neye uğradığını anlayamayan Keloğlan kendine gelince, bir de ne görsün!- Geniş bir bahçe ve bu bahçenin ortasında büyük bir saray durmuyor mu? Sarayın bahçesinde güllerin arasında Dünya güzeli bir kız oturmuş, arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte iri ve koyu siyah renkte bir zenci ayakta durmakta. Çiçeklerin arasında bir tavus kuşu dolaşmaktadır. Şaşkınlıkla bunları seyre dalan Keloğlan birden arkasında gürleyen bir sesle aklı başından gider. Dönüp bakınca, ne görsün? Koca bir dev. Arkasında durmuyor mu! Dev korkunç bir sesle:
-Eyyyy, adem oğlu! Söyle bakalım, şu gördüklerinden hangisi daha güzel?
Keloğlan korkudan tir tir titremeğe başlar. Ne cevap vereceğini şaşırır ama biraz sonra aklı başına gelir ve biraz düşündükten sonra:
-Gönül neyi severse güzel odur sultanım, der.
Dev, aldığı cevaptan memnun gibi görünür ve Keloğlan’a tekrar sorar.
-Şu kız çok güzel, şu tavus kuşu çok hoş ama, şu zenci çok çirkin, çok kötü!.. Buna ne dersin?..
Keloğlan artık ilk şaşkınlık ve korkudan kurtulmuştur. Yine cevabı yapıştırır:
-Gönül neyi severse, güzel odur sultanım, diye tekrar aynı cevabı yapıştırır.
Aldığı cevaptan çok hoşlanan dev, Keloğlan’a:
-Aferin, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun diye Keloğlan’a hemen yanındaki, ağaçtan kopardığı üç tane büyük narı verir. Ve:
-Al bu narları. Dönüşte annenle birlikte yersin, diyerek Keloğlan’ın yanından ayrılmış.
Meğer Dev, her kuyuya inen insana bu soruları sorar fakat, bir türlü istediği akıllıca cevabı alamayınca çok kızar, hemen kellesini uçurur, sonra da etlerini yer, kafatasını sarayın duvarlarına asarmış. Böylece kuyuya inenlerin çoğu, Dev’in bu soruları karşısında kimi kız güzel, kimi tavus kuşu diye Dev’e cevap verirlermiş. Bu cevaplardan memnun kalmadığı için kuyuya inen bir daha yukarı çıkamazmış. Dev’in yanından ayrılan Keloğlan tekrar çıkış kapısına gelip yukarı nasıl çıkacağını düşünürken birden yukardan, su almak için sarkıtılmış bir kovanın kendisine doğru geldiğini görünce, Keloğlan hemen bu kovadan tutarak yukarı çıkar.
                Keloğlan’ı sapasağlam yukarı çıktığını gören arkadaşları, şaşkınlıktan ağızları bir karış açık, gözlerine inanamazlar ve birbirlerine bakışırlar. Zira kervancılar bu kuyudan su almak istedikleri zaman her seferinde Dev’e bir insanı kurban vermeleri adetmiş. Yol arkadaşları onu böyle sapasağlam, güler yüzlü görünce tabii şaşkınlıktan kendilerini alamamışlar. Kafile başkanı merakını yenemeyerek Keloğlan’a:
 -Şimdiye kadar bu kuyuya salladığımız adamlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Sen nasıl oldu da bu kuyudan sağlam çıktın evlat?
Keloğlan güler yüzle şu cevabı verir: -Nasıl çıktıysam çıktım. Çıktım ya! Siz ona bakın. Yeniden kafile yola koyulmuş. Varacakları o uzak ülkeye varmış. Atlara malları yükleyerek memlekete dönmüşler.
Keloğlan elindeki Nar’ları sevinçle evine dönünce, annesi yine her zamanki gibi, el çamaşırı yıkamakta bulur. Annesi de oğlu geldiği için sevinmiştir. Yemekler yenir. Yemekten sonra da Keloğlan, Dev’in verdiği Nar’lardan birini çıkarıp yemek için ikiye böler. Bir de ne görsün? Dev’in verdiği Nar tanelerinin her biri meğer çok kıymetli birer mücevher değilmiymiş… Bunun değerini anlayan Keloğlan, zaman zaman bunların her birini azar azar satmış. Ve Keloğlan öylesine zengin olmuş ki, artık ne kelliği kalmıştır, ne de çirkinliği, ne de annesinin çamaşırcılığı. Mutlu bir hayata kavuşmuşlar.
***
Kısaca Özetlersek;
Masalda bir fakir bir Keloğlan vardır. Bir gün köy meydanında bir tellalın iyi para karşılığında zor bir iş teklifini kabul eder. Yola koyulur. Kendisini yemek isteyen Dev ile karşılaşır. Zekâsıyla devi alt eder. Evinde döner. Dev’in ödülü olan narı keser. Ve zengin olur.
***
Bu masal ilk halinden eksik olarak bu varyantında anlatılmıştır. Çünkü yokluk belirlendikten sonra padişah (işi veren) ve mal taşıma işi için alınan paranın yarısına karşın köye dönerken hiçbir mal taşınmaması da masalın eksik yönüdür. Bu bakıma masalın bu varyantı eksiklik göstermektedir.
Fakat bu masalı şöyle tamamlamak mümkündür; “Narı alan Keloğlan kafileyle yoluna devam eder. Taşınacak yük komşu köyden alınır. Keloğlan ve kafile atlarına yeniden biner kendi köylerine dönerler. Keloğlan malı teslim ederek, parasının kalan kısmını da alır.” şeklinde olmalıdır.
Şimdi bu eksikliği daha belirgin şekilde göstermek için masalı olduğu gibi ele alıp (hiçbir ekleme çıkarma yapmaksızın) genel fonksiyonlar tablosunda bir inceleme yapalım ve bunu metin üzerinde inceleyelim. Daha sonra bu eksik kısmı tamamlayarak Propp’un yedili görev (rol) dağılımını anlatan eylem alanı diğer bir ifadeyle Katılanlar-Aktanlar listesinde inceleyelim.
GENEL FONKSİYON TABLOSU VE METİN ÜZERİNDE İNCELEME
                Şimdi de internetten aldığımız Keloğlan ve Kuyudaki Dev adlı masalı Prof. Dr. Rıza Filizok’un hazırladığı “Propp Yöntemine Göre: ‘Işık ve Karga’ Masalının Yapısal Şeması” adlı analiz çalışmasından yararlanarak bu masalı çözümleyelim.  







Keloğlan ve Kuyudaki Dev
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir kasaba varmış.
Bu kasabanın kenar mahallelerindeki bir kulübede, çok fakir bir keloğlan ile ihtiyar annesi yaşamakta imiş. Keloğlan çok akıllı ve becerikli olmasına rağmen çalışmaktan hoşlanmaz, tembel tembel evde oturmayı, ne buldu ise yiyip, içmeyi ve uyumayı severmiş. Tembel mi tembel, saçsız kafası ile de çok çirkin olduğu için herkes ona keloğlan dermiş. Keloğlanın ihtiyar annesi ise el çamaşırı yıkar, hem kendini, hem de tembel keloğlanı beslemeğe çalışır, zorluklar içinde geçinirlermiş. (Tanımı: Başlangıç durumu, simgesi α) (Tanımı: Paranın, azığın yokluğu, simgesi a5)  (Tanım: Yokluk burada genel olarak paranın yokluğudur. Yokluğu, kötülükle ayrı tespit etmek gerekmez. Yokluk da bir kötülüktür, simgesi A)
            Her nasılsa Keloğlanın canı çarşıya çıkıp dolaşmak istemiş. Bir de bakmış ki, uzakta bir kalabalık var. Kalabalığın ortasında bir adam bağıra bağıra bir şeyler söylüyor. Kalabalıktaki insanlarda onu dinlermiş. Bizim Keloğlan’da kalabalığa sokularak bu adamın dediklerini dinlemiş. Adam meğer şehrin tellallarından biriymiş. Keloğlan’ın dinlemekte olduğu tellal şöyle demekteydi:
-Ağır bir iş için bir adama ihtiyaç vardır. Bu işi görecek adama yüz altın verilecektir. Talip olacak kimse varsa ortaya çıksın. (Tanımı: Çağrı, simgesi B1  – Bu fonksiyon Keloğlan köy meydanında tellalı gördüğünde karşımıza çıkar. Bir eksikiğin haberi yayılır. Tellal onu bu göreve “uzak bir diyardan bir nesne getirmeye” gönderir.) (Tanımı: Güç görev, simgesi M)
Keloğlan etrafta toplanan kalabalıktan ses seda çıkmadığını görünce ve bu işin sonunda yüz de altın verileceğini öğrenince tellala:
-Bu işi ben yaparım, yalnız bu yapılacak işi hemen bana söyle, demiş. Tellal Keloğlan’ı şöyle bir süzdükten sonra, gözü tutmamış olacak ki:
-Oğlum, sen bu işi yapamazsın, iş çok zordur. Bunu ancak akıllı, becerikli ve cesur adamlar başarabilir. Ben bunları sende göremiyorum, deyince; Keloğlan:
-Ummadığın taş baş yarar. Ben bu işi başarırım, diye cevap vermiş. Etrafta toplanan kalabalıktan alaylı gülüşmeler yükselmiş. Bu sırada tellal onun biraz da fakir haline acıyarak:
-Pekala oğlum… Mademki kendine güveniyorsun sana şimdi yapacağın işi tarif edeyim… Uzak bir ülkeden mal getirmeye gidilecek… Yolculuk at sırtında olacak, ama sen bu yolculuğa katlanabilecek misin? diye sorunca.
Keloğlan:
-Ben yaparım dediğim her şeyi yaparım. Elbette katlanırım, karşılığını vermiş.
Tellal:
-Mademki bu kadar güvenin var, ben de sana bu işi veriyorum… Paranı şimdi mi, yoksa dönüşte mi istersin? Keloğlan da:
-Şimdi verin de birazı yanımda bulunsun, geri kalanını anneme harçlık bırakırım, der.
Bu şartlarla anlaşmaya varan Keloğlan sevinçle annesine koşarak durumu anlatır ve
yanındaki parayı annesine bırakarak veda edip yapacağı işe gider. (Tanımı: uzaklaşma, simgesi β1) (Tanımı: gidiş, simgesi ↑) (Tanımı: kahraman harekete geçer, işe gitme-yola çıkma, simgesi C)
Toplantı yerine gelen Keloğlan, yolculuk için hazır olunduğunu ve kafilenin kendisini beklemekte olduğunu görür. (Tanımı: Rehberlik etme, simgesi G3) Kafile başkanı Keloğlan’a hazır olup olmadığını sorar. Hazır olduğunu öğrenince küçük kafile hemen atlara binerek yola koyulur… (Tanımı : Kahramanın götürülmesi, simgesi B5) (Tanımı : Atla ulaştırma, simgesi G2) İki gün durup dinlenmeden yol alırlar. Üçüncü gün Keloğlanın at sırtındaki yolculuktan vücudunun her tarafı ağrımaya başlar. Ama verdiği sözü ve aldığı parayı düşünerek sabırla yola devam eder. Artık akşam yaklaşmıştır. Kafile başkanı mola için kervanı durdurur. Keloğlan biraz dinleneceği için sevinmiştir. Ama bu sevinci çok sürmez. Atlar bağlandıktan sonra kafile başkanı kendini çağırır.
Keloğlana der ki: 
-Keloğlan, şurada bir kuyu görüyorsun…
-Evet, der bizim Keloğlan.
-İşte şimdi, o kuyuya ineceksin… Korkmazsın değil mi? (Tanımı: Güç görev, simgesi M)
Keloğlan kuyunun yanına gider bir sağına, bir soluna ve eğilip içine bakar, kafile başkanına dönerek: 
-Ne var bunda korkacak, elbette inerim der. Keloğlan korksa bile korktuğunu belli etmemeğe çalışarak kuyuya inme hazırlığına başlar. Etrafını saran yol arkadaşları Keloğlan’ın beline kalın bir ip bağlarlar, kuyuya sarkıtırlar. (Tanımı: aldatma, simgesi η) (Tanımı: suça katılma, simgesi θ)
Keloğlan kuyunun yarısına gelince sağ tarafında karanlıkta aniden bir kapı açılır. Adamın biri Keloğlan’ı kucakladığı gibi bu kapıdan içeri çeker… Neye uğradığını anlayamayan Keloğlan kendine gelince, bir de ne görsün!- Geniş bir bahçe ve bu bahçenin ortasında büyük bir saray durmuyor mu? Sarayın bahçesinde güllerin arasında Dünya güzeli bir kız oturmuş, arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte iri ve koyu siyah renkte bir zenci ayakta durmakta. Çiçeklerin arasında bir tavus kuşu dolaşmaktadır. Şaşkınlıkla bunları seyre dalan Keloğlan birden arkasında gürleyen bir sesle aklı başından gider. Dönüp bakınca, ne görsün? Koca bir dev.
Arkasında durmuyor mu! Dev korkunç bir sesle:
-Eyyyy, adem oğlu! Söyle bakalım, şu gördüklerinden hangisi daha güzel? (Tanımı: Hasmın kahramanı sorgulaması, simgesi e 1)
Keloğlan korkudan tir tir titremeğe başlar. Ne cevap vereceğini şaşırır ama biraz sonra aklı başına gelir ve biraz düşündükten sonra:
-Gönül neyi severse güzel odur sultanım, der.
(Tanımı: Hasma (saldırgan) karşı Mücadelenin Başlangıcı, simgesi C) (Tanım: Denemeye sokma. Dev bence Keloğlan’ı denemeye sokmaktadır. Bu deneme her zaman fiziki bir mücadele olmak zorunda değildir. Akıl oyunu da olur, simgesi: D) (Tanımı: kahramanın tepkisi, simgesi E)
Dev, aldığı cevaptan memnun gibi görünür ve Keloğlan’a tekrar sorar.
-Şu kız çok güzel, şu tavus kuşu çok hoş ama, şu zenci çok çirkin, çok kötü! Buna ne dersin?
Keloğlan artık ilk şaşkınlık ve korkudan kurtulmuştur. Yine cevabı yapıştırır:
-Gönül neyi severse, güzel odur sultanım, diye tekrar aynı cevabı yapıştırır.
Aldığı cevaptan çok hoşlanan dev, Keloğlan’a:
-Aferin, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun diye Keloğlan’a hemen yanındaki, ağaçtan kopardığı üç tane büyük narı verir. Ve:
-Al bu narları. Dönüşte annenle birlikte yersin, diyerek Keloğlan’ın yanından ayrılmış.
(Tanımı: zafer, simgesi J) (Tanımı: Savaş alanında zafer, simgesi J1) (Tanımı: Yarışmada zafer yahut üstünlük elde etme:, simgesi J2) (Tanımı: Denemeden başarıyla çıkma, simgesi E1) (Tanımı: Sihirli bir nesne kahramanın eline geçer, simgesi F) (Tanımı: Nesne kahramana doğrudan iletilir, simgesi F1) (Tanımı: Hasımla (saldırgan) savaş-çatışma-karşı karşıya gelme, simgesi H) (Tanımı: Yarışma, simgesi H2)
Meğer Dev, her kuyuya inen insana bu soruları sorar fakat, bir türlü istediği akıllıca cevabı alamayınca çok kızar, hemen kellesini uçurur, sonra da etlerini yer, kafatasını sarayın duvarlarına asarmış. Böylece kuyuya inenlerin çoğu, Dev’in bu soruları karşısında kimi kız güzel, kimi tavuskuşu diye Dev’e cevap verirlermiş. Bu cevaplardan memnun kalmadığı için kuyuya inen bir daha yukarı çıkamazmış. (Güdülenme, gerekçelendirme) (Tanımı: Bağlantıyı sağlayan öğe, simgesi §) (Tanımı: Kötülüğün telafisi, bu durumda, önceki olayların doğrudan bir sonucudur, simgesi K4) (Tanımı: Kötülük yahut yokluğun giderilmesi, telâfisi, simgesi K) (Tanımı: Kahraman yeyip yutma teşebbüslerini engeller, simgesi Rs8) (Tanımı: Güç görev, simgesi M)
 Dev’in yanından ayrılan Keloğlan tekrar çıkış kapısına gelip yukarı nasıl çıkacağını düşünürken birden yukardan, su almak için sarkıtılmış bir kovanın kendisine doğru geldiğini görünce, Keloğlan hemen bu kovadan tutarak yukarı çıkar. (Tanımı: Mahkum serbest bırakılır, simgesi K10)
            Keloğlan’ı sapasağlam yukarı çıktığını gören arkadaşları, şaşkınlıktan ağızları bir karış açık, gözlerine inanamazlar ve birbirlerine bakışırlar. Zira kervancılar bu kuyudan su almak istedikleri zaman her seferinde Dev’e bir insanı kurban vermeleri adetmiş. Yol arkadaşları onu böyle sapasağlam, güler yüzlü görünce tabii şaşkınlıktan kendilerini alamamışlar. Kafile başkanı merakını yenemeyerek Keloğlan’a:
 -Şimdiye kadar bu kuyuya salladığımız adamlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Sen nasıl oldu da bu kuyudan sağlam çıktın evlat?
Keloğlan güler yüzle şu cevabı verir: -Nasıl çıktıysam çıktım. Çıktım ya! Siz ona bakın. Yeniden kafile yola koyulmuş. Varacakları o uzak ülkeye varmış. Atlara malları yükleyerek memlekete dönmüşler. (Tanımı: geri dönüş, simgesi ↓) (Tanımı: Görevin yerine getirilmesi, simgesi N)
Keloğlan elindeki Nar’ları sevinçle evine dönünce, annesi yine her zamanki gibi, el çamaşırı yıkamakta bulur. Annesi de oğlu geldiği için sevinmiştir. Yemekler yenir. Yemekten sonra da Keloğlan, Dev’in verdiği Nar’lardan birini çıkarıp yemek için ikiye böler. Bir de ne görsün? Dev’in verdiği Nar tanelerinin her biri meğer çok kıymetli birer mücevher değilmiymiş… (Tanımı: Maddî  değeri olan bir şeyin bağışlanması, simgesi f1) (Tanımı: Hizmet teklif eden bir yardımcıyla tesadüfen karşılaşma, simgesi F6- Tanımı: Aynı şey: Bu defa masalda "Sana faydalı olacağım zaman gelecek", vb. uyarısı bulunmaz, simgesi f9 ) (Tanımı: Sihirli nesnenin kullanılması sayesinde fakirliğe çare bulunur, simgesi K6) (Tanımı: Para ödülü ve diğer zenginleştirme biçimleri, simgesi w3)
Bunun değerini anlayan Keloğlan, zaman zaman bunların her birini azar azar satmış. Ve Keloğlan öylesine zengin olmuş ki, artık ne kelliği kalmıştır, ne de çirkinliği, ne de annesinin çamaşırcılığı. Mutlu bir hayata kavuşmuşlar. (Tanımı: Kötülük yahut yokluğun giderilmesi, telâfisi, simgesi K) (Tanımı: Kahraman kurtulur, simgesi Rs) (Tanımı: Yeni bir fizikî görünüm kazanma, simgesi T1)
***
Bütün işlevlerini bir araya getirirsek aşağıdaki şemayı elde ederiz:
αAB↑ η e C H J K M N ↓ W
Bu işaretler masalın olay örgüsünün fonksiyon sembolleriyle özetlenmiş halini simgelerler.
Masallarda olay örgüsünde iki ikili işlevin var olduğunu da görebiliriz. Örneğin, iş ve bu güç işi yerine getirme (M-N) ile saldırganla çatışma ve kahramanın zaferi (H-J) çifti bir bütün oluşturur.
***
Daha önce de belirttiğim üzere bu masal ilk varyantından biraz eksik olarak anlatılmıştır. Artık genel fonksiyon dağılımını da incelediğimiz için bu durumu daha teknik ifadelerle anlatabiliriz. Bu masalda yokluk yani para tanımlandıktan sonra sahneye yönlendirici tellal çıkmakta ve görev olan mal getirme işini halka duyurmaktadır. Haber daha ikinci paragrafta verilmektedir. Kahraman Keloğlan görevi kabul etmekte paranın yarısını önceden almaktadır. Sonra Dev ile karşılaşmakta ve zekâsıyla üç aşamada (üç sınavda) devi alt etmektedir. Zafer, “Gönül neyi severse odur” kısmıdır. Devden mükâfat olarak mücevher (nar)’ı alır. Böylece yokluk giderilir. Fakat tüm bunlar olurken tellalı yönlendiren padişah (işi veren) ve mal taşıma işi için alınan paranın yarısına karşın köye dönerken hiçbir mal taşınmaması da masalın eksik yönüdür. Bu bakıma masalın bu varyantı eksiklik göstermektedir. 
Bu bakıma bu masalı daha öncede ifade ettiğim gibi şöyle tamamlamak mümkündür. “Narı alan Keloğlan kafileyle yoluna devam eder. Taşınacak yük komşu köyden alınır. Keloğlan ve kafile atlarına yeniden biner kendi köylerine dönerler. Keloğlan malı teslim ederek, parasının kalan kısmını da alır.” Şeklinde olmalıdır. Eğer masal bu şekilde bitmiş olsaydı, Propp’un yedili görev (rol) dağılımını anlatan eylem alanı diğer bir ifadeyle Katılanlar-Aktanlar listesi şu şekilde olurdu;
EYLEM ALANI BAKIMINDAN
Propp tespit ettiği 31 işlevinde aslında birçok alt başlığa ayrıldığını söyler. Bunların tamamı bir masalda bulunmasa da sıraları asla değişmez ve 31’i geçmez. Bu işlevlerin mantıksal olarak bazı alanlarda kümelendiğini söyler. İşlevleri yapan kişilere göre eylem alanlarını düzenler. Bizim masalımız üzerinden eylem alanlarını incelersek;
1.      Saldırganın (ya da kötü kişinin) eylem alanı: Görünüşte tek saldırganlık eylemi vardır. O da Dev’in sorduğu sorulara akıllıca yanıt alamamasından dolayı kuyuya inenlerin kellesini uçurması, sonra da etlerini yemesi ve kafataslarını sarayın duvarlarına asmasıdır. Lakin aslında bu geçilmesi gereken sınavı ifade eder. Masalın asıl temeldeki kötülüğü parasızlıktır. Bazen kötülük yokluk ta olabilir. Burada da kötülük kendini yokluk olarak göstermektedir.
2.      Bağışçının (ya da sağlayıcının) eylem alanı: Büyülü nesneyi veren devdir. Olumsuz bir kişiliktir. Yukarda belirttiğim üzere saldırgan eylem alanında da yer alır. Fakat bu büyülü nesneyi keloğlan kazanmıştır. Ve bu büyülü nesne (nar) keloğlanın ödülüdür.
3.      Yardımcının eylem alanı: Zekası ile devi alt etmektedir. Dev bunun sonucunda nar vererek fakirliği son buluyor.
4.      Prensesin (aranan kişi) ve babasının eylem alanı: Sonuç olarak böyle bir şey beklenmediğinden bu eylem alanına bu masalda rastlanmaz. Ama Keloğlan’ın paraya ihtiyacı vardır ve sonucunda ilkin dev tarafından (masalı tamamladığımız şekilde var sayarsak) iş sonucu tellaldan alınan parayla ödüllendirilir.
5.      Gönderenin eylem alanı: Tellal zor görev için duyuru yapar ve kafile başkanı keloğlanla yola çıkar.
6.      Kahramanın eylem alanı: Kahramanımız Keloğlandır. Zekâsıyla devi alt eder. Ödülü kazanır.
7.      Düzmece kahramanın eylem alanı: Masalda sahte kahramana bulunmamaktadır.
Propp’un Katılanlar (Actant-Aktans) yahut bizim ele aldığımız başlıkla eylem alanını daha sonra A.J. Greimas tarafından ele alınmış ve bu yedi eylem alanı altıya düşürülmüştür. Bunlar; 1) Yardımcılar, 2) Özne, 3) Muhalifler, 4)Yönlendirici, 5)Nesne, 6)Yararlanandır.




Kaynakça:

1-Kerimoğlu, Caner. (2014). Genel Dilbilimine Giriş. Ankara: Pegem Akademi Yayıncılık.2-Filizok, Rıza Işık ve Karga Masalının Yapısal Şeması” “http://www.ege-edebiyat.org/modules.php?name=News&file=article&sid=518[Erişim: 12.04.2014]
3-http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/186/1452.pdf” [Erişim: 12.04.2014]
4-Çıblak, Nilgün “Propp’un masal cozumleme metodu” “http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/nilgun_ciblak_propp%27un%20masal%20cozumleme_metodu.pdf” [Erişim: 12.04.2014]
5-http://www.bilgicik.com/yazi/keloglan-ve-kuyudaki-dev-keloglan-masallari/[Erişim: 13.04.2014]
6-Sebzecioğlu, Turgay “Rus Biçimciliği ve Vladimir Propp'un Kuramına Göre Bir Halk Masalı İncelemesi” “http://www.fantastikedebiyat.com/forum/vladimir-propp-ve-halk-masallari-turgay-sebzecioglu-t2314.html” [Erişim: 13.04.2014]
7-Rifat, Mehmet “Vladimir Propp Ve Masalın Biçimbilimi” http://www.insanokur.org/vladimir-propp-ve-masalin-bicimbilimi-mehmet-rifat/” [Erişim: 14.04.2014]8-Bars, Mehmet Emin “Vlademir Propp’un Biçimbilimsel Yaklaşımı Çerçevesinde ‘Basat Depegözü Öldürdüğü Boy’ Üzerine Bir İnceleme” “http://www.turkishstudies.net/Makaleler/2005225936_15BarsMehmetEmin-edb-257-269.pdf” [Erişim: 14.04.2014]
9- Abalı, İsmail. “Yapısal Folklor Kuramı Bağlamında Bir Masal İncelemesi Örneği” “http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1379787474.pdf” [Erişim: 19.04.2014]10- Akdeniz, Safiye. “Bir ‘Masal İnceleme Modeli’ Önerisi ve Uygulama” “https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=5&ved=0CC8QFjAE&url=https%3A%2F%2Fhazelturhan.files.wordpress.com%2F2014%2F01%2Fmasal-inceleme-modeli.doc&ei=xVUzVdb4CernygOQ-oAo&usg=AFQjCNG6yhS_kOaCLZ2jvmsmwEHJidcgQw&sig2=Hf_A_zcDhUEgWyJjAcTvRA” [Erişim: 19.04.2014]