Kayıtlar

Bir Siberfeminist Manifestosu

Feminizm doğuştan getirilen cinsiyetin ayrımcılığına, sömürüsüne ve baskısına karşı ve yine aynı manada cinsiyetçiliğe karşı bir harekettir. Feminizm kadın cinsinin her yolla baskı altına alınmasına karşı çıkan bir temele oturmakla birlikte özellikle 1980’lerden sonra çeşitli farklılaşmalarla feminizimler ortaya çıkmıştır. Liberal, radikal, marksist, sosyalist feminizm gibi türleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca zaman içinde bir feminist hareket ön plandayken diğer feminist hareketin sönmesi sonucu dalgalanmalar yaşanmıştır. Oluşana bu dalgalanma feminist türlerini benimseyen gruplar için dalga sıfatıyla kullanılır oluştur. Sibel Fügan Varol çalışmasında bu konu hakkında şunları aktarmaktadır: “Bunlardan,  en  parlak  dönemini  1860-1920  yılları  arasında  yaşayan  birinci  dalga feminizm, esas olarak İngiltere ve ABD’deki eşit oy hakkı ve kadınların sivil topluma girmesi için yürütülen kampanyaları ifade etmektedir (Evans, 2001: 16). İkinci dalga feminizm  1945’ten  itibaren  başlamış,  …

Kalabalıkların Bestecisi James Horner Artık Oldukça Sessiz

Avusturyalı bir yönetmen, 1949’da “The Heiress” ve ondan tam 11 yıl sonra 1961’de “The Hustler” ile iki kez akademi ödülü almıştı. Bu adamın adı Harry Horner’dı. Harry Horner Kanadalı Joan Ruth Frankel’le evlenmiş ve 1953’te bir bebekleri dünyaya gelmişti. Oğullarına James adını verdiler. Peki, kimdi bu James Horner? James, Los Angeles’ta doğmasına rağmen hayatının büyük bir çoğunluğunu Londra’da geçirmişti. Ailesi, küçük yaşta müziğe olan ilgisini fark etti ve çevresindeki sanatçı dostlarından beş yaşındaki James’e piyano dersleri aldırmaya başladılar. Beş yaşında başladığı bu müzik tutkusu sırasıyla gittiği Royal College of Music (Londra), Güney Kaliforniya Üniversitesi müzik bölümü (1970), Kaliforniya Üniversitesi (müzik teorisi üzerine yüksek lisans) ve son olarak Kaliforniya Üniversitesi (müzik kompozisyonu ve teorisi üzerine doktora) ile devam etti. Üniversitede cep harçlığını çıkarmak adına arkadaş çevresiyle kısa filmlere müzikler bestelemiştir. Ciddi anlamda ilk parasını -ki…

Hayalleri Bol Köpüklü Olanlara: Keyf-i Ala

Hayalleri Bol Köpüklü Olanlara… Yine bir umut defteri kalemi kapmış ders çalışmak için hevesli hevesli masaya oturmuştum ki, masamın üstünde bir bardak kahve… Yo, hayır öyle çok kullandığımdan değil de işte ne bileyim, öyle dudak tiryakiliği benimkisi. Vallahi! Mesela ben son zamanlarda kahveyi sadece birkaç sosyal aktiviteyi gerçekleştirirken tükettim. Kitap okurken, TV izlerken, canım sıkıldığında, kahvaltıdan sonra, arkadaşlarımla bir kafede otururken, iki ders arası bir molamda, size bu yazıyı hazırlarken nefes almam gerektiğinde falan işte. Her insan kadar… İnsanda merak unsuru neden var bilmiyorum ama iyi ki var. Olmasaydı şayet bugün aynı anda çalan zillerin farklı aralıklarla çaldıktan sonra bir daha ne zaman birlikte çalacaklar gibi çok lazım gelen bir o kadar da önemli bilgiler öğrenecektim. Bilgisayarı açıp birazcık araştırdım bu uykunun ve dertlerin düşmanı ama an itibariyle günümü kurtaran Süpermen’i. Birkaç makale, takip etmekten hoşlandığım Aksiyon (Şubat 2011) ve Yedir…

Hayal ve Hakikat Ekseninde Fantastik Edebiyat

Resim
Fantastik romanlar dünya edebiyatıyla paralel son zamanlarda ülkemizde de çokça ilgi gören ve okuyucu kitlesi bir hayli artan bir tür haline geldi. Yerli olanı gözden kaçırmak ve bilinmezliğin getirdiği ötekileştirmeye oranla yabancı yazarlardan yaptığımız bilimkurgu romanlarının çevirileri oldukça fazla satmakta. Bunun sebebini düşünüldüğünde Türk edebiyatında kurgudışı dediğimiz olay örgüsü dışında bilimsel çalışmalar kitap olarak oldukça az basılmakta olduğu ortaya çıkmakta. Hal böyle olunca bu eksikliği gidermek ve farkındalığı arttırmak adına doktora tezlerinden yola çıkarak “Osmanlı Bilim Kurgusu: Fenni Edebiyat” adlı çalışmasıyla Seda Uyanık ve hemen ardından “Fantastik Roman: Türkçe Edebiyatta Varla Yok Arası Bir Tür” adlı çalışmasıyla Pelin Aslan Ayar rafları doldurmuş bulunmakta. Bu bağlamda bu röportajımızda Sayın (Yrd. Doç. Dr.) Pelin Aslan Ayar ile keyifli bir sohbetimiz oldu.  Kimdir: Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde lisans, yüksek lisans ve doktora…

İnci’ye Mektup (Hikaye)

Resim
İnci’ye Mektup Kasım, her zamankinden daha soğuk geldi bu yıl. Bilirsin karanlığa doğmasını sevenlerdenim. Ekmeğin en sıcağı, sütün en tazesi, tamam… Gazetenin arasına sıkıştırmış postacı, en saf haliyle bir beyazlık döküldü kirli sayfaların arasından. Sana on üçüncü günün mektubundan seslenir gibi yazıyorum. Kalemin mürekkebi donmuş. Ya da sabahın ayazı onun da sınırını zorluyor.  Sabah pencereyi açtım. Bankta sarhoş iki üç evsiz, köşede bekleyen iki taksi, mesaisi bitmek üzere olan gece çalışanları ve sessizlik… Günü en sevdiğim, en temiz saatleri. Yine karşı apartmandaki ihtiyar (yalnızlığından mıdır, yaşlılığından mıdır, hastalığından mıdır bilmem) perdesini açıyor. Günün en tazesine o da alışkın demek ki.  Hava soğuktu, üşüdüm. Arkamı döndüğümde hala baş ucu lambam (bana hediye ettiğin günden beri hayatıma bu kadar uzun süreyle giren, bana yardım eden ama karşılığında hiç sorun çıkarmayan yegâne varlığım) yanıyordu. Artık etraf aydınlıktı. “İncinin lambası.” dedim. Sen uzaktasın duy…

Aldığım Her Nefeste (Hikaye)

Aldığım Her Nefeste Bu gün günlerden salı. Oysa her zamanki gibi standart bir sabahtı. Üstelik normalinden beş dakika bile fazla uyumuştum. Belki günü farklı kılacak ilk adımım buydu ama ben bunun dahi farkında değildim. İnanılmaz bir rüzgar ve inceden bir yağmur... Dışarıda dakikaları koşuşturmakla gecen insan sürülerine, metroya yetişmek için çabalayan ben de dahil oldum. Ama olmadı... Gri sert zemine sürtünen keskin demir sesleri. Kapılar açıldı, kapılar kapandı, metro gitti ve ben zamanı bekletemedim. İşe geç kalmanın yanında daha ciddi ne olabilirdi? Rüzgar hızlandı yağmura karıştı, gök gürledi. Taksi! Evet, evet taksi. Metronun hemen önündeydi. Taksinin kapısını tuttuğumda, aynı anı ilk kez o zaman yakalamıştık. Sen, aynı refleksi göstermiş ve teninin her zerresine kadar ıslanmıştın...  İlkin basit bir Taksiyi paylaşmakla başladı hikaye daha sonra bu durum alışkanlık yarattı bizde. Dakikaları, saatleri, yemekleri, sevgiyi, aileleri ve aynı evi paylaşır olduk. Meğerse ikimiz de ne …