27 Kasım 2012 Salı

Şinasi'nin "Münacaat" şiirinin beyitleri ve açıklamaları


MÜNÂCAAT

Hak Teâlâ azamet âleminin pâdişehi
Lâ-mekândır olamaz devletinin taht-gehi (1)

Hâsdır Zât-ı İlâhisine mülk-i ezelî
Bî-hudûd anda olan kevkebe-i lem-yezeli (2)

Eser-i hikmetidir yerle göğün bünyâdı
Dolu boş cümle yed-i kudretinin îcâdı (3)

İzzet ü şânını takdis kılar cümle melek
Eğilir secde eder pîş-i celâlinde felek (4)

Emri vech üzre yer eyler gece gündüz hareket
Değişir tâzelenir mevsim-i feyz ü bereket (5)

Pertev-i rahmetinin lem'asıdır ayla güneş
Tâb-ı hışmından alır alsa cehennem âteş (6)

Şerer-i heybet-i ulviyyesidir yıldızlar
Anların şûlesi gök kubbesini yaldızlar (7)

Kimi sâbit kimi seyyar be-takdîr-i Kadîr
Tanrı'nın varlığına her biri bürhân-ı münîr (8)

Varlığın bilme ne hâcet küre-i âlem ile
Yeter isbâtına halk ettiği bir zerre bile (9)

Göremez zâtını mahlûkunun âdî nazarı
Hisseder nûrunu amma ki basiret basan (10)

Vahdet-i zâtına aklımca şehâdet lâzım
Can ü gönlümle münâcât ü ibâdet lâzım(11)

Neş'e-i şevk ile âyâtına tapmak dilerim
Anla var Hâlik'ima gayri ne yapmak dilerim (12)

Ey Şinâsî içimi havf-ı İlâhî dağlar
Sûretim gerçi güler kalb gözüm kan ağlar (13)

Eder isyanıma gönlümde nedâmet galebe
Neyleyim yüz bulamam ye's ile afvım talebe (14)

Ne dedim tövbeler olsun bu da fi'l-i şerdir
Benim özrüm günehimden iki kat bed-terdir (15)

Nûr-ı rahmet niye güldürmeye rû-yi siyehim
Tanrı'nın mağfiretinden de büyük mü günehim (16)

Bî-nihâye keremi âleme şâmil mi değil
Yoksa âlemde kulu âleme dâhil mi değil (17)

Kulunun za'fına nisbet çoğ ise noksanı
Ya anın kahrına galib mi değil ihsanı (18)

Sehvine oldu sebeb acz-i tabiî kulunun
Hem O'dur âlem-i ma'nîde şefî'i kulunun (19)

Beni afvetmeğe fazl-ı ilâhîsi yeter
Sanma hâşâ kerem-i nâ-mütenâhîsi biter (20)

Şinâsi

AÇIKLAMASI:
1- Allah ululuk âleminin padişahıdır. O'nun devletinin taht yeri yoktur. Çünkü Allah "mekândan münezzeh"tir, belli bir mekânı yoktur.

2- Ezelden beri varlığını sürdüren bu evren O'nun ilâhî zatına özgüdür. Bu âlem sonsuz, yıldızları da sınırsızdır.

3- Yeryüzü ile gökyüzünün yaratılması O'nun yaratıcı gücünün eseridir. Hayat belirtisi olan veya olmayan bütün âlemlerin yaratılması O'nun kudreti iledir.

4- (Ey ulu Rabbim!) Senin yüceliğini ve ululuğunu bütün melekler takdis eder, âlem Senin büyüklüğün önünde eğilir, secde eder.

5- Dünya O'nun emri doğrultusunda hareket eder, gece ile gündüzün oluşması, bolluk ve bereket mevsimlerinin değişmesi ve yeniden canlanması gene O'nun emri iledir.

6- Ay ile güneş rahmet ışığının parıltısıdır. Cehennem ateş alırsa O'nun hışmının ateşinden alır.

7- Yıldızlar, O'nun görkemli heybetinin kıvılcımıdır, bu yıldızların ışığı gökyüzünü yaldızlar.

8- Tanrı'nın takdiri ile kimi hareketli kimi hareketsiz bu varlıkların her biri O'nun varlığına açık bir delildir.

9- O'nun varlığını bilmek için âleme bakmaya ne gerek var, yarattığı bir zerre bile O'nun varlığını isbata yeter.

10- O'nun zatını yarattıklarının sıradan bakışı göremez, ancak gönül gözü açık olanlar nurunu algılayabilir.

11 - Zatının birliğini aklımca doğrulamak gerek, can ve gönülden (yalvarıp) yakarıp, ibadet etmek gerek.

12- Gönül dolusu şevk coşkusu ile âyetlerine tapmak dilerim. Rabbim'e ne yapmak, nasıl yakarmak istediğimi artık anla.

13- Ey Şinâsi, içimi Allah korkusu dağlar, her ne kadar yüzüm gülerse de gönül gözüm kan ağlar.

14- İsyanıma gönlümde pişmanlık ağır basar; ne yapayım, üzüntü ile bağışlanmamı istemeye yüz bulamam.

15- Ne dedim, tövbeler olsun, bu da bir kötü iştir. Benim özrüm günahımdan iki kat daha beterdir.

16- Allah'ın rahmetinin nuru kara yüzümü niçin güldürmesin, benim günahım Allah'ın bağışlama gücünden büyük müdür?

17- O'nun sonsuz cömertliği âlemi kaplamıyor mu, yoksa yaratmış olduğu kullar bu âleme dahil değil mi?

18- Kullarının zaaflarına oranla kusurları da çoktur. Ancak O'nun bağışlama ve yardım gücü kahrına üstün değil mi?

19- Kulunun hatalarına, onun yaratılıştan gelen zayıflığı sebep oldu. Hem (zaten) mânâ âleminde kulun bağışlanmasına vesile olacak olan da o(nun bu zayıflığı)dur.

20- Beni bağışlamaya O'nun İlâhî fazileti yeter, çünkü sonsuz keremi, hâşâ, biter sanma.

(Bu şiir ve açıklaması Büyük Türk Klâsikleri, 8/330-31'den alınmıştır. Ötüken-Söğüt, İst. 1988)

27 Ağustos 2012 Pazartesi

TANZİMAT EDEBİYATI AKIMLARI


TANZİMAT EDEBİYATI AKIMLARI

Ortak görüşte olan yazarların birlikte belirledikleri kurallar doğrultusunda eserlerini yazmalarıyla ortaya çıkmış edebi anlayışlardır. Edebiyat akımlarının kaynağının oluşmasında toplumların sosyal, bilimsel ve siyasi gelişmeleri etkili olmuştur. Genellikle birbirlerine tepki olarak ortaya çıkmışlardır.

KLASİSİZM
  • 17.yy ortalarında ortaya çıkmıştır.
  • Fransa'da ortaya çıkan bir edebiyat akımıdır.
  • Akla ve sağduyuya önem verilir.
  • İnsanların iç dünyasına saygı göstermek esastır.
  • Konularını eski Yunan ve Latin edebiyatından alırlar.
  • Kahramanları seçkin kişilerdir. Sıradan insanlara eserlerinde yer almaz.
  • Konu önemli değildir. Önemli olan konunun işleniş biçimidir.
  • Dil ve üslup kusursuzdur. Dil açık, yalın ve soyludur.
  • Sanat, sanat içindir görüşünü savunurlardır.
  • Sanatçı eserde kişiliğini gizler.
  • Bu akımla yazılan tiyatro eserlerinde üç birlik kuralı (olay, zaman, mekan)'na uyulur.
  • Bu akımın en önemli temsilcileri: MoliereCorneilleRacineLa FontaineDaniel Defoe, N. Boileau, Fenelon...
  • Türk edebiyatında ise Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa 'dır. Şinasi'nin La Fontaine'den; Ahmet Vefik Paşa'nın da Moliere den yaptığı çeviriler bu açıdan önmlidir.


ROMANTİZM

  • 1830 Yıllarında Fransa'da ortaya çıkmıştır.
  • Klasizme tepki olarak oluşmuştur.
  • Konularını tarihten ve günlük hayattan alınır.
  • Tabiat önem kazanmıştır (sadece fon olarak kullanıldı, sembolize edilmedi).Gözlem ve tasvire önem verildi.
  • Dil Sanatlı ve süslüdür.
  • Akıl yerine duygulara ve hayallere önem verirler.
  • Sanatçılar eserlerinin kendilerini gizlemediler.
  • Sanat toplum içindir görüşünü benimsemişlerdir.
  • Konular işlenirken iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin gibi zıtlıklardan yararlanırlar.
  • Üç birlik kuralı uygulanmaz.
  • Temsilcileri: ShakespeareLord ByronGoetheSchillerJean Jacques RousseauLamartineVictor Hugo, Aleksandre Dumas Pere, Alfred de Musset, Aleksandre Puşkin...



NATÜRALİZM

  • 19. yy'ın ikinci yarısında Fransa'da ortaya çıkmıştır.
  • Realizm'e tepki olaak değil, yetersiz gördükleri için ortaya çıkmış bir akımdır.
  • Determinizm anlayışını romana getiren akımdır.
  • Determinizm: tabiat olaylarında aynı sebepler aynı sonucu doğurur.
  • Natüralistler, Determinizmi topluma uyguladılar.
  • Amaç: eserlerdeki olay ve kişileri bir bilim adamı gibi deneysel yöntemlerle incelemek ve incelerken de çirkin, iğrenç olayları bile hiç çekinmeden (her ayrınıtısını) anlatmaktır. Bu yüzden gözlem ve tasvir çok önemlidir.
  • Toplum büyük bir laboratuar, insan deney konusu, sanatçı da bilim adamı sayıldı.
  • İnsan kişiliğini anlatabilmek için içgüdilerden,soya çekim yasalarından ve toplum biliminden (sosyoloji) yararlandılar.
  • Yazar eserde kişiliğini gizler.
  • Sanat toplum içindir görüşü vardır. Bu yüzden herkesin anlayabileceği bir dil kullanılmıştır.
  • Temsilcileri: Emile Zola, Guy De Maupassant, Alphonse Daudet, John Steinbeck, Concourt Kardeşler...
  • Türk edebiyatında ise; Hüseyin Rahmi GürpınarNabizade NazımBeşir Fuat

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO



TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

  • İlk defa tiyatro bu dönemde ortaya çıkmıştır.
  • İlk tiyatro eserini Şinasi yazmıştır. Eserinin adı Şair Evlenmesi'dir.
  • İlk sahnelenen oyun Namık Kemal'in ''Vatan Yahut Silistre''sidir.
  • İlk dönem tiyatro bir eğitim aracı olarak kullanıldı.
  • İkinci dönem tiyatro eğlence aracı olarak kullanıldı; fakat bu dönem tiyatroları oynanmak için değil okunmak için yazıldı.
  • İkinci dönem tiyatro alanındaki en büyük isim Abdülhak Hamit Tarhan'dır.



TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ


TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ

  • Namık Kemal ile Ziya paşa arasındaki Tahribi harabat, Takip ile Harabat çatışmasıdır. Ziya Paşa, Şiir ve inşada savunduğu Halk edebiyatını, ''Harabat'' adlı Divan edebiyatı antolojisinde yerin dibine sokmuştur. Divan edebiyatını övmüştür. Buna karşılık Namık kemal onu eleştimiş ve Tahrib-i Harabat ile Takip'i yazmıştır.
  • Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki Demdeme-Zemzeme (kafiye göz için mi kulak için mi) tartışması da buna örnek olarak verilebilir. Eski tarftarı olan Muallim Naci: kafiye göz içindir'i savunmuştur. Yeni taraftarı Recaizade Mahmut ekrem: kafiye kulak içindir'i savunmuştur.


TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN VE HİKAYE ÖZELLİKLERİ


TANZİMAT I. DÖNEM ROMAN VE HİKAYE

  • Teknik açıdan eserler kusurludur.
  • Romantizmden etkilenilmiştir.
  • Konu olarak genellikle yanlış batılılaşma işlenmiştir.
  • Yazarlar romanın akışını kesip, konu ile ilgili kendi düşüncelerini savunmuşlar ve bu şekilde okuyucuya ders vermeyi amaçlamışlardır.
  • Karakterler tek yönlü olarak seçilmiş iyiler daima iyi,kötüler daima kötüdür.
  • Eserlerin sonunda iyiler kazanır ve ödülünü alır, kötüler de kaybeder ve cezalandırılırdı.
  • İlk görüşte aşk, abartılı konular, olağan dışı rastlantılara yer verilmiştir.


TANZİMAT II. DÖNEM ROMAN VE HİKAYE

  • Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.
  • Konu olarak duygusal ve acıklı şeyler işlenmiştir.
  • Reailizm ve naturalizm akımları etkili olmuştur.
  • Gözleme dayalı gerçekçi betimlemeler yapılmıştır.
  • Abartılı konular seçilmemiş ve olağan üstü raslantılardan kaçınılmıştır.
  • Olayların akışını kesmemeiş ve kendi fikirlerini öne sunamamışlardır.
  • Konularda genellikle esirlik ve cariyelik işlenmiş; yer olarak ise İstanbul'un zengin kesimi seçilmiştir.


TANZİMAT 1 - 2. DÖNEM KARŞILAŞTIRMASI


BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1876)

  1. Divan edebiyatının anlaşılamazlığından kutulmak ve Batılı edebiyatını Türk edebiyatına uygulamayı istemişler fakat biçim yönüyle Divan edebiyatından kopamamışlardır.
  2. Konu olarak; vatan, millet, hak, adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk kez bu dönemde kullanılmıştır.
  3. İlk kez batılı anlamda esereler bu dönemde verilmiştir.
  4. İlk noktalama işaretleri bu dönemde kullanılmıştır.
  5. Edebiyattan toplumun bilinçlenmesi amacıyla yararlanılmıştır.
  6. ''Sanat toplum içindir'' görüşünü savunmuşlardır.
  7. Dilde sadeleşmeyi savunmuş, fakat bunda başarılı olunamamıştır.
  8. İlk kez roman, hikaye, tiyatro, gazete, makale, fıkra, eleştiri, anı ve bunun gibi birçok tür bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
  9. Başlıca şairleri: Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemsettin Sami, Ahmet Mithat, Ahmet Vefik.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1876-1895)

  1. Bireysellik ön plana çıkmıştır.
  2. Sanat için sanat, görüşü benimsenmiştir.
  3. Dil ağırlaşmıştır.
  4. Siyasi baskıdan dolayı edebiyatçılar fikirlerini hürce savunamamış, eserlerinde kişisel duygularını ve düşüncelerini dile getirilmişlerdir.
  5. Konu olarak: Kölelik ve cariyelik işlenmiştir.
  6. Tiyatro metinleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
  7. Roman ve hikayede realizm ve natüralizm akımları, şiirlerde ise romantizim akımının etkileri görülür.
  8. Gazetecilik, önemini yitirmiştir.
  9. Hece ile birlikte aruz kullanılmıştır.
  10. Divan edebiyatı nazım biçimleri bırakılmıştır.
  11. Şairler, güzel olan her şeyi şiirin konusu yapmışlardır. Bu yönüyünden dolayı Servet-i Fünun şiirinin alt yapısını oluşturmuştur.
  12. Roman ve öykü yazmada birinci döneme göre daha başarılı ürünler verilmiştir.
  13. Bu dönemde ürünler veren Muallim Naci, Dinav edebiyatının tek savunucusudur.
  14. Başlıca şairleri: Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai, Muallim Naci, Nabizade Nazım.




TANZİMAT GAZETECİLİĞİ


TANZİMAT'A DOĞRU
Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Fransa'ya Osmanlı devleti yardım etmiştir. Böylelikle Türk-Fransız dostuluğu başlamış ve Fransız kültürünün Osmanlıda yayılmasına neden oluşturmuştur.
Tanzimat Edebiyatı, Şinasi'nin Tercümal-i Ahval gazetesini çıkarmasıyla başlar. Abdülmecit döneminde Mustafa Reşit Paşa'nın Gülhane Park'ında okuduğu ''Tanzimat Fermanı''(3 Kasım 1839'da) ile siyasi hayatımızda, sosyal hayatımızda ve bu dönemde batının etkisinde kalan edebiyatamızada yeni bir dönem başlatmıştır. Bu ferman, Avrupadaki gelişmişliğin Osmanlıya da girmesi içeriklidir. Bu Yenilikler; genel olarak siyaset, idare, ve eğitim alanlarındadır.
Tanzimat ile birlikte batıdan bir çok düzyazı (nesir) türü (tiyatro, gazete, roman, çeviri vb.) edebiyatımıza girmiştir. Bu dönem yazarları edebiyat ile halkı eğitmeyi ve halka yapılan zulümleri (baskıları) ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır. Eserlerini yalın dil ile yazılmışlardır (amaç; halkı bilinçlendirmek olduğundan eserler herkesce anlaşılabilir olması gerekir). Konu olarak vatan sevgisi, millet sevgisi, hürriyet kavramı, ve halk kavramı işlenmiştir.


TANZİMAT GAZETECİLİĞİ
Gazeteler her gün milyarlarca insanın okuyup üzerinde tartıştıkları yerel ya da ulusal haberlerin içinde bulunduğu yazıların toplandığı ve yayınlandığı yerlerdir.
Tanzimat döneminde düşünce, bilgi ya da fikrin kamuoyuna duyrulması için gazetelerden daha iyi bir araç yoktu. Bir çok kişinin fikirlerini belirtmesi yüzünden her ne kadar kısa süreli sürdürülmüş olsalar da o dönemde insanların bir çok konuda bilgilendirmiştir ve böylelikle istenilen amaca da ulaşılmıştır.
Gazeteler halkı bilgilendirmenin yanı sıra bir çok yeni edebi türlünde (Makale, fıkra, haber, röportaj, sohbet, mülakat, anı, gezi, şiir, inceleme vb.) edebiyatımıza girmesinde ve gelişmesinde etkili olmuşlardır.
Bu dönem gazetelerinin iki görevi vardır. Birincisi Padişahın isteklerini ve görüşlerini halka iletmektir. İkincisi ise halkı, siyasi ve gündemdeki olaylar hakkında bilgilendirmektir. Bu yüzden gazetelerde ikiye ayrılmıştır:
  1. Resmi Gazeteler
  2. Özel Gazeteler
Resmi gazeteler, Padişahın yurt içinde kamoyu oluşturması, imparatorluktaki gelişmeleri ve değişiklikleri batı dünyasına duyurmak, resmi duyuruların ve kabul edilen yasaların halk tarafından duyulmasını (öğrenilmesini) sağlamak için çıkarılmıştır. Makale içerikleri devletin görüşleri doğrultusundadır.
Özel gazeteler, devletten bağımsız kişilerce çıkarılan, fertlerin düşünce ve ihtiyaçlarını belirtmesinde etkili olan ve haberi ön plana çıkaran gazetelerdir. Bir övgü gazetesi değil, düşünce ve tartışma gazetesidir. Bu tür gazetelerde toplumdaki aksaklıklar ön plana çıkarılmış ve siyasi eleştiriler yapılmıştır.


TANZİMAT DÖNEMİNDE ÇIKARILAN GAZETELER


I-TAKVİM-İ VEKÂYİ ( 1831) (Olayların Takvimi)


  1. İlk Türkçe gazetedir.
  2. Resmi gazetedir.
  3. Dönemin padişahı II. Mahmut'tur ve gazete padişah desteklidir.
  4. Ülkede kamoyu oluşturmak hedeflenmiştir.
  5. Arapça, Ermenice,Farsça, Fransızca, ve Rumca dillerinde basılmıştır.
  6. Resmi ilanların yanında yurt içi ve yur dışındaki haberlere yer verilmiştir.


II-CERİDE-İ HAVADİS( 1840) (Olayların Gazetesi)


  1. İlk özel Türkçe gazetesidir.
  2. Devletten yardım almıştır. Bu nedenle yarı resmi bir yapıya sahiptir.
  3. William Churchill adında bir İngiliz tarafından çıkarılmıştır (1840).
  4. Sadece haber içeriklidir.
  5. İlk kez bu gazete ilanlara yer vermiştir. ilk ölüm ilanları bu gazetede yer almıştır.


III- TERCÜMAN-I AHVAL(1860) (Durumların Tercumanı)


  1. İlk özel Türkçe gazetedir.
  2. Tanzimat edebiyatının başlangıcı sayılmıştır.
  3. Agah Efendi ve Şinasi tarafından çıkarılmıştır.
  4. Bu gazete ilk özel gazete olmasından dolayı gazetecilik yönünden, Tanzimat edebiyatını başlatmasından dolayı ise edebiyat yönünden çok önemli bir yere sahiptir.
  5. Özel bir gazete olduğu için övgü gazetesi kesinlikle olmamıştır. Düşünme ve olayları eleştirme gazetesi olduğundan halkın sorunlarını da dile getirmiştir.
  6. Tefrika ilk bu gazetede yer almıştır.
  7. İlk kez edebi eserlerin yayımlandığı gazetedir.
  8. İlk yazılı tiyatro olan Şinasi'nin Şair Evlenmesi de (1860) tefrikalar (bölüm bölüm ayırıp her gün bir kısmını yayınlamak. ''Devamı yarın'' gibi) şekline yayınlamıştır.


IV- TASVİR-İ EFKÂR( 1862) (Fikirlerin Tasviri)


  1. Şinasi’nin çıkardığı bir gazetedir.
  2. İlk sayıdaki giriş bölümünde gazetenin amacının haber vermek, halkın kendi özgürlüğü için düşünmeyi, kendi sorunları üzerinde durmayı, öğretmek olduğu belirtilmiştir.
  3. Padişaha övgüler yağdırmayı bırakmıştır.
  4. Şinasi'den sonra gazetenin başına Namık Kemal geçmiştir.
  5. Namık Kemal de Avrupa ya gidince gazetenin başına Recaizade Mahmut Ekrem geçmiştir.
  6. Okuyucuların mektuplarını ve fikirlerini gazetede yayınlamışlardır.


Bu gazetelerin yanında bir çok gazete daha yayınlanmıştır;
Muhbir: Ali Suavi (1866-1867) ,Hürriyet: Ziya Paşa (1868–1870), İbret: Namık Kemal (1871), Diyojen: ilk mizahi dergi, Teodor Kasap (870), Devir: Ahmet Mithat (1872) Bedir: Ahmet Mithat (1872), Tercüman-ı Hakikat: Ahmet Mithat (1878), Hadika: Namık Kemal (1872), Sıraç: Ahmet Mithat (1873), Basiret: Namık Kemal ve Ziya Paşa (1869), Sabah: Şemsettin Sami (1876), Vakit: Ahmet Mithat (1875)


Sonuç olarak, Tanzimat ile birlikte Batıdan alınan edebi türler edebiyatımıza başarıyla uygulanmıştır. Basın ve yayın hayatının ilk adımları bu dönemde atılmıştır.




TANZİMAT I. DÖNEM ŞAİRLERİ


TANZİMAT I. DÖNEM ŞAİRLERİ

İBRAHİM ŞİNASİ

  1. Fransızcadan yaptığı ilk şiir çevirilerini ''Manzume-i Tercüme'' adıyla yayımladı.
  2. Agah Efendi ile birlikte ''Tercüman-ı Ahval (ilk özel gazete 1860)'ı'' daha sonra da tek başına ''Tasvir-i Efkar'' gazetesini çıkardı.
  3. ''Müntahabat-ı Eş'ar'' adlı kitapta şiirlerini topladı. Şiirlerini konuşma dili yalınlığıyla yazmaya çalışmış; hak, hukuk, adalet, medeniyet, kanun gibi konuları ele alarak şiire yepyeni bir içerik kazandırmıştır.
  4. La Fontaine tarzında ilk fabl örnekerini yazmıştır.
  5. Tek perdelik bir töre komedyası olan ''Şair Evlenmasi'' adlı Batılı anlamda ilk tiyatro eserini yazmıştır.
  6. Noktalama işaretleri ilk olarak ''Şair Evlenmesi''nde kullanılmıştır.
  7. Klasizm akımının etkisindedir. Diva nesrinin uzun cümlesi Şinasi'de kısalmış; mazmun ve söz sanatlarının yerini düşünce almıştır.
  8. Çıkardığı gazetlerdeki yazılarıyla makale türünün ilk örneklerini vermiştir.
  9. ''Durub-ı Emsal-i Osmaniye:'' de atasözlerini derleyerek, atasözleri üzerine ilk çalışmayı yaptı.
NAMIK KEMAL

  1. ''Sanat toplum içindir'' anlayışını savunmuştur. Romantizm akımından etkilenmiştir.
  2. Eserlerinde vatan, millet sevgisi; hak, hukuk, özgürlük, meşrutiyet, adalet, ahlak, aile konularını ele almıştır.
  3. Şiirde coşkulu bir hitabet havası, içten ve cesur bir ses duyulur. Heceyle birkaç şiir yazmıştır. Aruzu kullanmıştır.
  4. Hürriyet Kasidesi, Vavetla, Hilal-i Osmani en ünlü şiirleri dir.
  5. Tiyatroyu halkın eğitilmes amacıyla yazmıştır. Bu nedenle tiyatro eserlerinde halk diline çok yaklaşmıştır.
  6. ''İntibah'' adlı romanı ilk edebi romanımızdır. ''Cezmi'' romanı ise edebiyatımızın ilk tarihi romanıdır.
  7. Eski edebiyatı en çok eleştiren sanatçı olmuştur. Bu konuda yazdığı yazılar eleştiri türünün ilk örenkleri olmuştur.
    ESERLERİ:
    Tiyatro : Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celalettin Harzemşah, Karabela
    Tarih : Osmanlı Tarihi, Evrak-ı Perişan, Büyük İslam Tarihi
    Eleştiri : Tahrib-i Harabat, Takip, Celal Mukaddiimesi
    Gazeteler : Tasvir-i Efkar ( Şinasi'den sonra ), Hürriyet ( Ziya Paşa ile birlikte ), İbret

ZİYA PAŞA

  1. Şiirleri biçim ve teknik açıdan olduğu kadar hayalleri ve duyuş tarzı bakımından da Divan şiirine bağlıdır.
  2. Şiirleri ölümünden sonra ''Eşar-ı Ziya'' adı altında toplanmıştır. En tanınan şiirleri ''Terciibent ve Terkibibent'' tir.
  3. Yenilikçi yönü daha çok düz yazılarında görülür.
  4. En önemli yazısı ''Şiir ve İnşa'' adlı makalesidir. Bu makalede bizim asıl edebiyatımızın Divan edebiyatı değil Halk edebiyatı olması gerektiğini savunmuştur.
  5. Eski ve yeni arasında çelişkiler içerisindedir. Şiir ve inşada savunduğu Halk edebiyatını ''Harabat'' adlı Divan edebiyatı antolojisinde yerin dibine sokmuştur. Divan edebiyatını övmüştür. Buna karşılık Namık kemal onu eleştimiş ve Tahrib-i Harabat ile Takip'i yazmıştır.
  6. Sadrazam Ali paşa'yı alaylı bir biçimde eleştirdiği ''Zafername '' Tanzimat dönemini en başarılı hiciv eseridir.
    ESERLERİ:
    Defter-i Amal (Çocukluk Anıları), Rüya , Veraset mektupları (Siyasi Eleştiri), Endülüs Tarihi (Çeviri), Engizisyon Tarihi (Çeviri)

AHMET MİTHAT EFENDİ

  1. Halk için romancılık çığrını açmıştır.İki yüze yakın roman ve hikaye yazmıştır.
  2. Meddah tarzını andıran teknik ve üslüpla yazdığı eserlerinde sanat kaypısı olmadığı için roman tekniği son derece kusurludur.
  3. Olayın akışını eserek ansiklopedik bilgiler vermek, anlatım tekniğinin en belirgin özelliklerindendir.
  4. “Devir”, “Bedir”, “İttihad” ve “Tercüman-ı Hakikat” gazeteleriyle “Dağarcık”, “Kırkaramiler” adlı dergileri çıkarmıştır.
  5. Şiir dışında hemen hemen her türde eser vermiştir. Kırk bir romanının birinde farklı konuları işleyerek edebiyatımıza konu bolluğu getirmiştir.
  6. Dilde sadeleşme düşüncesini Şinasi ile birlikte en iyi uygulayan yazardır.
  7. Eserlerinin çoğunda romantizm akımının etkiside kalmış; ancak bazı eserlerini realizm ve natüralizm ilkeleri doğrultusunda yazmaya çalışmıştır.
    ESERLERİ:
    Hikayeleri : Kısadan hisse, Letaif-i Rivayet (İlk hikaye örnekleri)
    Romanları : Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Dünyaya İkinci Geliş, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Paris'te bir Türk, Henüz On Yedi Yaşında, Jön Türk, Yeniçeriler
    Tezi : Avrupa'da Bir Cevelan
    Tiyatro : Çengi, Çerkez Özdenler, Açık Baş, Siyavuş
AHMET VEFİK

  1. Tiyatro yazarı, çevirmen, dilci, tarihci, devlet ve siyaset adamı kişiliğiyle Tanzimat döneminin önde gelen kişilerindendir.
  2. Edebiyat dünyasında Moliere'den yaptığı çeviri ve adaptasyonlarla tanınır.Tiyatroya düşkünlüğü yüzünden tuhaf bir adam olarak tanınmıştır.
  3. Türk dili ve tarihi alanında yaptığı çalışmalarla Türkçülük akımına öncülük etmiştir. Ebulgazi Bahadır Han'dan çevirdiği Secere-i Türki ve Lehçe-i Osmani bu çalışmaların en önemlilerindendir.

ESERLERİ:
Çeviri : Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi, Adamcıl, Savrul, Tartüf
Adaptasyon : Zor Nikah, Zoraki Tabip, Tabib-i Aşk, Dekbazlık
Sözlük : Müntehabat-ı Durub-ı Emsal

DİREKTÖR ALİ BEY

  1. Türk Tiyatrosunun kurulmasında büyük emeği vardır. Yazdığı oyunlar Gedikpaşa Tiyatrosunda Güllü Agap ve arkadaşlarınca sahnelenmiş, bu arada Ermeni oyunculara Türkçe diksiyon dersleri vermiştir.
  2. Komedi türündeki bazı oyunları Moliere'den uyarlamadır.
  3. Teodar Kasap'ın çıkardığı Türkçedeki ilk mizah dergisi olan “Diojen” deki yazıları, Tanzimat döneminde mizah türünün önemli denemelerinden sayılır. “Lehçetü'I-Hakayık” adlı mizahi sözlüğü ise “Seyyareler” (Gezegenler) adlı eseri de zarif espirileriyle başarılı bir eser olarak değerlendirilmiştir.
    ESERLERİ:
    Tiyatro : Ayyar Hamza, Geveze Berber, Kokona
    Gezi : Seyahat Jurnali


TANZİMAT İKİNCİ DÖNEM ŞAİRLERİ

RECAİZADE MAHMUT EKREM
  1. Şiir, roman, hikaye, tiyatro eleştiri türlerinde verdiği eserlerin yanı sıra bir edebiyay kuramcısı (teorisyen) olarak da yeniliklere öncülük etmiştir. Edebiyatımızın Batılılaşmasında rolü büyüktür.
  2. Eskiyi savunan Muallim Naci ile girdiği tartışma servet-i Fünun edebiyatının zeminini oluşturmuştur.
  3. Namık Kemal'in Fransaya kaçması üzerine Tasvir-i efkar gzetesinin yönetimini üstlenmiştir.
  4. “Name-i Seher”, “Yadigar-ı şehap”, “Zemzeme I,II,III”, “Nejat Ekrem” adlı şiir kitaplarında kadın, aşk ve doğa temalarını ele almış; hayal kırıklıkları ayattan bıkkınlık melankoli vb. Duygulara ölüm teması da eklenmiş aşırı bir duygusallık bütün şiirlerine egemen olur.
  5. Edebiyatımızd ilk realist roman sayılan “Araba Sevdası” adlı eserinde Bihruz Bey adlı mirasyedi gencin hayatı etrafında yanlış Batılılaşmasını işlemiştir.
  6. “Muhsin Bey” ve “Şemsa” adlı iki hikayesi romantizm etkisinde yazılmış teknik bakımdan zayıf eserlerdir.
  7. “Afife Anjelik” edebiyatımızda ilk romantik dram kabul edilir. “Atala” Chateaubriand'ın tiyatroya uyarlanmış halidir. “Vuslat” Sahne dili bakımından tiyatromuzda bir aşamadır. “Çok Bilen Çok Yanılır” başarılı bir komedidir.
  8. Eleştiri ve inceleme alanında yazdığı en önemli eseri “Talim-i Edebiyat” (Edebiyat Öğretmeni) adlı edebi bilgiler kitabıdır.
  9. “Kudemadan Birkaç Şair” eserinde Fuzuli, Baki, Nef'i, Nabi, Nedim gibi bazı eski şairlerin biyografilerini bir araya getirmiştir.

SAMİ PAŞAZADE SEZAİ
  1. Romantizmden realizme geçişte bir köprü rolü oynayan romanı “Sergüzeşt” en tanınmış eseridir. Esaret temasının işlendiği bu romanda Dilber adındaki bir esir kızın acıklı yaşamı yer yer realist çizgilerle anlatılır. Ancak eserde romantizm daha ağır basar.
  2. “Küçük Şeyler” edebiyatımızın Batılı teknikle yazılan ilk hikayeleri sayılır.
  3. Diğer eserleri söyleşi, anı, gezi, yazılarını topladığı “Rümuzü'l Edep” ve “İclal” dir.

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

  1. Türk Edebiyatına getirdiği yeniliklerle döneminde eski-yeni artışmasının odak noktası olmuştur. Yayınlan kırka yakın eserinin 21'i tiyatro türünde, geri kalanı ise şiirdir.
  2. Şiirinde en çok aşk, doğa, ölüm temalarına yer vermiş; lirik, felsefi şiirler yazmıştır.
  3. Gözleme dayanmayan bir kır ve köy hayatının övgüsü olan “Sahra” pastoral şiirin edebiyatımızdaki ilk örneği sayılır.
  4. Eşinin ölümü üzerine yazdığı mersiye niteliğindeki “Makber” adlı şiiri, Türk şiirinde metafiziğin ve serbest düşünmenin başlangıcı sayılır.
  5. Tiyatro eserlerini oynanmak için değil okunmak için yazmıştır. Bu yüzden sahne dili ve tekniğine kayıtsız kalmıştır.
  6. Tiyatrolarında karekter tahliline önem vermiş; bireyin çeşitli tutkularını ele almıştır.
  7. Shokespeare, V.Hugo gibi yazarlardan etkilenmiştir. Bütün eserlerinde romantik bir anlayış görülür.
ESERLERİ:
Şiir : Makber, Sahra, Belde ve Divaneliklerim, Ölü, Hacle, Garam Volidem, Taflar
Geçidi.
Nesirle Yazdığı Tiyatro Eserleri: Finten, Tarık, Duhter-i Hindu, Zeynep, Macera-yı Aşk, Sabru Sebat, İçli Kız.
Heceyle Yazdığı Tiyatro Eserleri: Nesteren, Liberle.
Aruzla Yazdığı Tiyatro Eserleri : Nazife, Tezer, Eşber, İlhan, Turhan, Hakan.

ŞEMSETTİN SAMİ
  1. Edebiyatımızda ilk yerli roman sayılan “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” ın yazarı olarak tanınır. 1872'de yazılan bu roman türünün ilk örneği olmanın ötesinde edebiyat değeri taşımaz.
  2. Sanatçı kişiliğinden çok Türk dili alanındaki çalışmalırıyla, sözlük ve ansiklopedileriyle, çevirileriyle önemlidir.
  3. Göktürk Yazıtları'nı ve Kutadgu Bilig'i Türkiye Türkçesine çeviren ilk kişidir.
  4. Sefiller, Robinson çeviririleriyle roman türünün ünlü örneklerini tanıtmıştır.

NABİZADE NAZIM

  1. Edebiyatımızda konusu köy yaşamından alan ilk eser olan “Kara Bibik” kimilerine göre uzun hikaye, kimilerine göre roman sayılır. Eser realist bir anlayışın ürünüdür.
  2. Diğer önemli eseri natüralist çizgiler taşıyan “Zehra” adlı romanıdır. Bu eserinde psikolojik roman türünü denemiş, ancak entrika öğesine ağırlık vermesi başarısını gölgelemiştir.
    ESERLERİ: Yadigarlarım (hikaye)
MUALLİM NACİ

  1. Türk edebiyatının kökten değil, kısmi bir şekilde yenileştirmesini savunduğu için eski edebiyat taraftarları olarak tanınmış, Recaizade ile bu konuda hep çatışmış.
  2. Eski şiirin temsilcisi olarak ünlenmesine rağmen sade ve sağlam bir Türkçeyle yazdığı şiirler, Batılı şiir tarzının başarılı örneklerindendir.
  3. Eski-Yeni tartışmasında Recaizade'ye verdiği cevapları “Demdeme” başlığıyla yayınlamıştır.
  4. Asıl adı Ömer'dir. Çocukluk anılarını “Ömer'in Çocukluğu” adlı altında toplamıştır.

ESERLERİ:
Ateşpare, Şerare, Füruzan(Şiir), Demdeme, Yazmış Bulundum, Istılah-ı Edebiyye(Edebiyat terimleri sözlüğü), Lugat-ı Naci (Sözlük), Ömer'in Çocukluğu (Anı)




Araba Sevdası (1896) (Recaizade Mahmut Ekrem)


Araba Sevdası (1896)
(Recaizade Mahmut Ekrem)

Bihruz Bey konuşma tarzı kötü olan, davranışları lakayıt bir gençtir. Babası vefat edince yüklüce bir miras ona kalacaktır. O bukadar çok paranın bir gün bitçeğine hiçbir zaman inanmaz. Bihruzun tek derdi faytonla heryeri gezmek, en güzel takımları giymek, Trükçe cümleler arasında ordan burdan duyduğu veya başarız olduğu Fransızca derslerinden öğrendiği ve hala aklında kalan birkeç cümleyi söyleyip bilgin gibi görünmek, berber, ayakkabıcı, garson gibi Fransızca bilmeyenlerle Fransızca konuşmaktır.
Bir gün yine Faytonla dolaşırken başka bir araçta çok alımlı bir bayan görür ve ona aşık olur. Kıza çiçekler alır daha sonra kızın bindiği araca mektup atar. Fakat kızı birdaha göremez. Onu çok zengin Fransız bir kadın sanır. Fakat o, Periveş adlı kötü bir kadındır.
Bihruz Bey'in kalemden Keşfi Bey adında bir arkadaşı vardır. Bu adam Bihruz Bey'e Periveş'in öldüğünü söyler. Bihruz Bey yemeden içmeden kesilir, eve uğramaz olur. Tek derdi Periveş'in mezarını bulmaktır. Bu arada artık parası da tükenmiştir. Bir gün İstanbul'un bir başka eğlence yeri Şehzadebaşı'nda bir ramazan akşamı gezinirken Periveş'e çok benzeyen bir kadınla karşılaşır. Onu Periveş'in kızkardeşi sanar. Ona Periveş'in mezarının nerede olduğunu sorar. Kız alaycı kahkahalar eşliğinde ona kendisinin Periveş olduğunu söyler. Periveş hiç te Bihruz Beyin sandığı kadar iyi bir aileden gelmemiştir. Kötü bir kadındır. O bindiği fayton da onun değildir, kiralamıştır. Böylece Bihruz Bey ikinci hayal kırıklığına da uğrar ve oradan uzaklaşır.


Sergüzeşt (1899) (Sami Paşazade Sezai)


Sergüzeşt (1899)
(Sami Paşazade Sezai)

Kitabımızın baş kahramanı dokuz yaşında zengin ailelere satılmak üzere Kafkasya'dan kaçırılmış Dilber adında küçük bir kızıdır. İstanbul'da Hacı Ömer Efendi'ye satılır. Hacı Ömer Efendinin karısı çok kötü ve acımasız bir kadındır. Dilber'i çok çalıştırır ve ona eziyet eder. Dilber tüm bu zulme dayanamaz ve bir gün evden kaçar. Yürüyecek hali kalmayınca kadar yürür. Yaşlı bir bayan Dilberi sokakta bayılmış bir şekilde bulur ve onu sahibine teslim eder. Dilber kaçtığı için hanımı ona artık daha da fazla kötü davranmaktadır.
Mustafa Efendinin tayini çıkar ve bu yüzden Dilberi İstanbulda onu bir esirciye satar. Esirci Dilberi eğitir, sarkı söylemeyi ve müzik aleti çalmayı öğretir, besler, ona iyi bakar. Zehra Hanım Dilberi beğenir ve alır. Zehra Hanım'ın bir tane oğlu vardır. Adı Celal dir. Celal Pariste resim üzerine okumuş yetenekli bir çocuktur. Dilberi bir model olarak kullanır ve onun üzerine değişik elbiseler giydirip resmini yapar. Dilber Celal Bey'e aşık olur ve birgün onun resmini yaparken dayanamaz ağlar. Çünkü Celal Bey onu birgün tanrıça gibi bir diğer gün ise dilenci gibi çizmektedir. Dilberin bu hali herşeyden habersiz olan Celal Bey'i üzer ve onu teselli etmek için odasına gider. Dilberin elinde onun resmi ile uyuyakaldığını görünce herşeyi anlar. Kendisi de Dilber adına birçok güzel duygu hissettiğini anlayınca bu durumu Dilber'e açar. Ona aşkını söyler.
Celal Bey ahlaklı bir kişi olduğundan Dilberle evlenmek ister. Fakat ailesi bu duruma karşı çıkar. Çünkü Dilber bir köledir. Celal'in annesi ondan habersiz Mısırlı bir tüccara Dilberi satar. Yeni efendisine odalık olmayı rededince de hapsedilir ve işkence görür. Harem ağası Cevher Ağa Dilber'den hoşlanmaktadır. Dilberin bu kederli hayatı yüzüne de yansımıştır. Cevher Ağa, Dilberin tüm sırrını öğrenir ve ona yardım edeceğini onu bu mahzenden kaçıracağını ve İstanbul'a götüreceğini söyler. Onu kaçırmak çin pencereye merdiveni dayar. Dilber aşağıya sağsalim inmeyi başarır fakat Cevher Ağa düşer ve ölür. Dilber yine yanlız ve çaresiz kalır. Çaresizlik içinde kendini Nil Nehri'nin soğuk sularına bırakır.


İntibah (1876) (Namık Kemal)


İntibah (1876)
(Namık Kemal)

İntibah romanı Türk edebiyatının ilk edebi romanıdır. Bunun böyle olmasının sebebi romanın konusur. İçinde bolca entirikaların döndüğü bu roman genel hatlarıyla şöyledir. Roman kahramanı Ali Bey epeyce zengin, iyi eğitim almış ve terbiyeli bir gençtir. Ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Bir işte çalışmak yerine gösteriş yapmayı ve bol para harcamayı sever. Babasının ölümü üzerine çok üzülür ve annesiyle birlikte aynı evde yaşamaya devam ederler.
Çamlıca da bir gün oturuken bir arabaya şaret eder ve arabanın içindeki bayan da onun işretine karşılık verir bu cevapla onunla yanlızken görüşeceğini anlatmaktadır. Bunun üzerine Ali Bey o arabadaki kadını beklemeye başlar. Kadın gelmeyince evine döner. Saat çok geçtir ve annesine ilk yalanını söyleyip odasına gider. Bir gün yine aynı araba çamlıcaya gelir ve içindeki kadınla tanışırlar. Kadının adı Mahpeyker dir. Ali Bey bu kadına aşık olur. Onu temiz ve saf olduğuna inanır. Zamanla annesini ihmal etmeye hatta ve hatta evine bile uğramamaya başlar.
Çıkan bir tartışmada Mahpeykerin aslında hiçte iyi biri olmadığını öğrenen Ali Bey ne yazık ki aşkının kurabı olur ve Mahpeykeri bu şekilde kabullenir. Annesi de bu durumu örenince eve Dilaşup adında genç, güzel ve terbiyeli bir cariye alır. Fakat Ali Bey'in gözleri ne yazık ki Dilaşup'u görmez. O tüm zamanını Mahpeykerle geçirmeye devam eder. Bir gün Mahpeyker İstanbula gider ve orda bir süre kalır. Bunun üzerine Ali Bey, Mahpeykerin tüm hayatını öğrenir ve evine geri döner.
Annesinin de isteğiyle Dilaşup ile evlenir. Bu sırada da İstanbuldan dönen Mahpeyker tüm bu olanları öğrenir. Dilaşup'un Ali Bey'i, onun elinden aldığını düşünüp ondan intikam almaya çalışır. Dilaşup'un kötü bir kız olduğunu söyler ve bu dedikodunun yayılmasını sağlar. Ali Bey herşeyden habersiz dedikoduyu duyup Dilaşup'u evden kovar. Mahpeykerin çevresinden biri Dilaşup'u satın alır. Mahpeyker onu da kendi gibi kötü yollara düşürmeyi ister fakat Dilaşup direnir, kendini korumaya çalışır.
Ali Beyler de para yönünden sıkıntı çekmeye başlar ve evdeki herşeyi satarlar. Ali bey'in annesi dikiş nakış işleri ile kira ödemeye çalışır. Ali Bey ise evdeki tüm parayı içkiye yatırmaktadır. Bir gün hasta olduğunu öğrenir ve çok geçmeden annesini yitirir.
Mahpeyker Ali Beyden dahada intikam almak ister ve onu bir eğlenceye çağırır. Orada onu tuttuğu bir kiralık katil ile öldürtecektir. Ali beyin ölümünü izlmesi için Dilaşup'u da oraya götürecektir. Dilaşup bu hayin planı önceden öğrenir ve Ali Beyin duymasını sağlar. Ali Bey inanmaz ve eğlencenin yapıldığı bağ evinde gider. Kısa süre sonra tüm olanları gören Ali Bey Dilaşup'un duğru söylediğine inanır ve Dilaşup'un yardımıyla kaçar. Dilaşup Ali Beyin ceketini giyip yatağa yatar. Katil gelir ve karanlıkta el yordamıyla bulduğu Dilaşup'u Ali Bey sanıp bıçaklar. Ali Bey polis ile birlikte bağ evinde geldiğinde artık çok geçtir. Dilaşup ölmüştür. Mahpeykerin o sırada odaya girmesiyle Ali Bey çılgına döner ve Dilaşup'u öldüren bıçağı Mahpeykere saplar. Mahpeyker de oracıkta ölür. Ali Bey hapse girer. Bir süre sonra o da ölür. Kitap ''Son pişmanlık fayda vermez.'' atasözü ile bitmektedir.



Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875) (Ahmet Mithat Efendi)


Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875)
(Ahmet Mithat Efendi)

Bu romanda iki kişinin kişilik özelliklerini karşılaştırmış ve yanlış batılılaşmayı konu almıştır. Roman kahramanlarından biri olan Felatun Bey; Batılılaşmayı doğru anlamamış, eğlenceye düşkün, paranın değerini bilmeyen bir kişidir. Rakım Efendi ise küçük yaşta babasız kalmıştır. Akıllı ve tutumlu bir kişidir. Kendi imkanlarıyla Fransızca öğrenmiştir.
Felatun Bey'e babasından yüklüce bir miras kalır ve o tüm parasını o dönemlerde ünlü bir aktirist olan Fransız Polini adında genç bir bayanla yer; birsürü borca girer. Ardından İstanbuldan ayrılarak, Akdeniz'e yerleşir.
Rakım Efendi kendi imkanlarıyla öğrendiği Fransızca sayesinde devlette dış işleri memuru olarak iş bulur. Çeviriler yapar, yabancılara Türkçe dersler verir. Canan adında küçük bir cariye alır. Onu okutur ve eğitir. Fransızca dersleri verir. Piyano dersi aldırır. Daha sonra da Canan ile evlenir.




Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat (1872) (Şemsettin Sami)




Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat (1872)
(Şemsettin Sami)

Fitnat üvey babası tarafından büyütülen bir kızdır. Çünkü annesi Fitanata hamileyken babasından ayrılmıştır. Daha sonra Fitanatın annesi Hacı Mustafa adında bir adamla evlenmiş ve birkaç sene sonra vefat etmiştir.
Talat ise küçük yaşta babasını kaybetmiş bir çocuktur. Hacı Mustafa'nın dükkanın önünden geçerken Fitnatı görür ve aşık olur. Fitnat'ta Talatı görür ve beğenir. Hacı Mustafa kızı sokağa salmadığından Talat, çarşaf giyip kadın kılığında eve girer. Fitnat ile görüşüp konuşur.
Hacı Mustafa, üvey kızı Fitnat'ı Ali Bey adında yaşlı fakat zengin bir adamla evlendirir. Fitnat evlendiği gece intahar eder. Ali Bey kızın boynundaki muskanın içinde Fitnatın annesinin yazdığı mektubu okuyunca, onun öz kızı olduğunu anlar. Ali Bey bir süre sonra delirir ve ölür. Bütün bu olaylara dayanamayan Talât da yatağa düşer; çok geçmeden o da ölür.



TANZİMAT EDEBİYATININ İLKLERİ


TANZİMAT EDEBİYATINDA İLKLER


İlk yerli roman: Şemsettin Sami'nin "Taaş-şuk-ı Talat ve Fitnat" adlı eseridir.

İlk çeviri roman: Yusuf Kâmil Paşa'nın Fene-lon'dan çevirdiği "Telemak" adlı eserdir.

İlk tarihi roman: Namık Kemal'in "Cezmi" adlı eseridir.

İlk edebi roman: Namık Kemal'in "İntibah" adlı eseridir.

İlk tarihi roman denemesi: Ahmet Mithat Efendi'nin "Yeniçeriler" adlı eseridir.

İlk realist roman: Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası" adlı eseridir.

İlk köy romanı: Nabizade Nazım'ın "Karabibik" adlı eseridir.

İlk psikolojik roman: Mehmet Rauf'un "Eylül" adlı eseridir.

İlk natüralist roman: Nabizade Nazım'ın "Zehra" adlı eseridir.

İlk köy şiiri: Muallim Naci'nin "Köylü Kızların Şarkısı" adlı şiiridir.

İlk pastoral şiir: Abdulhak Hamit'in "Sahra" adlı şiiridir.

Kafiyesiz şiirin ilk yazarı: Abdulhak Hamit Tarhan'dır. Şiiri ise "Validem"dir.

İlk yerli tiyatro eseri: Şinasi'nin "Şair Evlenmesi" adlı yapıtıdır.

İlk uyarlama tiyatro eserinin yazarı: Ahmet Vefik Paşa'dır.

Aruz ölçüsüyle yazılan ilk tiyatro eseri: Abdulhak Hamit Tarhan'ın "Eşber" adlı eseridir.

Hece ölçüsüyle yazılan ilk tiyatro eseri: Abdulhak Hamit Tarhan'ın "Nesteren" adlı eseridir.

Sahnelenen ilk tiyatro eseri: Namık Kemal'in "Vatan Yahut Silistre" adlı eseridir.

İlk resmi Türkçe gazete: Takvim-i Vakayi'dir.

İlk yarı resmi gazete: Ceride-i Havadis'tir.

İlk özel Türkçe gazete: Tercüman-ı Ahval'dir.

İlk şiir çevirisi yapan şair: Şinasi'dir. (Tercüme-i Manzume)

İlk Makale: Şinasi'nin "Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi'dir.

Noktalama işaretlerini kullanan ilk yazar: Şinasi'dir.

İlk antoloji: Ziya Paşa'nın "Harabat" adlı eseridir.

İlk röportaj örneği: Ziya Paşa'nın "Rüya" adlı eseridir.

İlk edebi bilgiler kitabı: Recaizade Mahmut Ekrem'in "Talim-i Edebiyat" adlı eseridir.

İlk atasözleri kitabı: Şinasi'nin "Durub-i Emsal-ı Osmaniye" adlı sözlüğüdür.

İlk hikâye eseri: Ahmet Mithat Efendi'nin "Letâif-i Rivayat" adlı yapıtıdır

Batılı anlamda ilk eleştiri yazarı: Namık Kemal'dir.

İlk mizah dergisi: Teodor Kasap'ın çıkardığı Diyojen adlı dergidir.

Batılı anlamda ilk öykü örnekleri: Samipa-şazade Sezai'nin "Küçük Şeyler" adlı eseridir.

İlk dergi örneği: Münif Paşa'nın çıkardığı "Mecmua-ı Fünun"dur.




MÜNACAT ŞİİRİNİN ÇEVİRİSİ


MÜNACAT

Hak-teâlâ azamet âleminin pâdişehi
Lâ-mekândır olamaz devletinin taht-gehi

Hak-teâlâ: Allah.
Azamet: büyüklük, ululuk.
Lâ: olumsuzluk eki.
Taht-gehi: taht yeri.

Allah büyüklük aleminin padişahı, mekansızdır, devletinin olmaz taht yeri.


Hâsdır zât-ı ilâhisine mülk-i ezelî
Bî-hudûd anda olan kevkebe-i lemyezelî

Zât-ı ilâhisine: ilahi zatına, kendisine.
Ezelî: başlangıcı, öncesi olmayan.
Mülk-i: mülk.
Bî: olumsuzluk eki.
Hudûd: sınır, uç, bucak.
Kevkeb: yıldız.
Lemyezelî: bakilik, kalıcılık.

Başlangıcı olmayan mülk Allah’ın kendisine (ilahi zatına) hastır. Onda sınırsız olan kalıcılık gösterisidir.


Eser-i hikmetidir yerle göğün bünyâdı
Dolu boş cümle yed-i kudretinin îcâbı

Bünyâdı: asıl (esas) temel, yapı.
Yed-i kudretinin: kudret elinin.
Eser-i hikmetidir: hikmet eseri.

Yerle göğün yapısı hikmet (sebebinin) eseridir. Dolu, boş, hepsi kudret elinin icadı(dır).


İzzet ü şânını takdîs kılar cümle melek
Eğilir secde eder pîş-i celâlinde felek

İzzet: yücelik, ululuk, değer, kıymet.
İzzet ü şânını: yücelik şanı.
Takdîs: kutsallaştırma, ululama, kutsal tutma, kutsal bilme.
Celâlinde: büyüklük, ululuk.
Pîş: ön, ileri.
Pîş-i celâlinde: büyüklüğünün önünde.

Bütün melekler yücelik ve şanını kutsal tutar. Felek büyüklüğünün önünde eğilir, secde eder.

Emri vech üzre yer eyler gece gündüz hareket
Değişir tâzelenir mevsim-i feyz ü bereket

Vech: yer, basılan yer, toprak.
Mevsim-i feyz ü bereket: feyiz ve bereketli mevsim.

Yer onun emri üzerine gece gündüz hareket eder. Feyiz ve bereketli mevsimi değişir tazelenir.


Pertev-i rahmetinin lem’asıdır ayla güneş
Tâb-ı hışmından alır alsa cehennem âteş

Pertev: ışık.
Pertev-i rahmetinin: rahmet ışığı.
Lem’a: parlayış, prıltı.
Tâb: parlayan, parlatan, aydınlatan.
Hışm: kızgınlık, öfke.

Ayla güneş onun rahmetinin ışığının parlayıcısıdır. Cehennem ateş alsa kızgınlığının parıltısındandır.


Şerer-i heybet-i ulviyyesidir yıldızlar
Anların şu’lesi gök kubbesini yaldızlar

Şerer: kıvılcım.
Heybet: korku ile saygı duygularını birden uyandıran hal veya gösteriş.
Şerer-i heybet-i ulviyye: korku ile saygı duygularını birden uyandıran yüce hal.
şu’le: alev, ateş alevi, parıltı.

Yıldızlar; korku ile saygı duygularını birden uyandıran yüce halin kıvılcımlarıdır. Onların parıltısı gök kubbesini yaldızlar.


Kimi sâbit kimi seyyâr be-takdir-i kadîr
Tanrı'nın varlığına her biri bürhân-ı münîr


Takdir-i kadîr: Allah’ın takdiri.
Bürhân: kanıt, delil, ispat.
Münîr: nurlandıran, ışık veren, parlak.
Bürhân-ı münîr: ışık veren kanıt.

Tükenmez kudretin sahibi Allah’ın takdiriyle kimi sabit, kimi gezgin her biri Allah’ın varlığına ışık veren kanıt(tır).


Varlığın bilme ne hacet küre-i âlem ile
Yeter isbâtına halk ettiği bir zerre bile

Küre-i âlem: yuvarlak alem (dünya).
Hacet: ihtiyaç, lüzum, gereklilik, muhtaçlık.
Dünya ile varlığını bilmeye ne ihtiyaç var. Yarattığı bir zerre bile ısbatına yeter.

Göremez zâtını mahlûkunun âdî nazarı
Hisseder nûrunu ammâ ki basîret basarı


Zât: kendi ile ilgili, kendine ait, sahip.
Mahlûk: yaratılmış, Allah'ın yarattıkları.
Nazar:bakma, bakış, göz atma.
Basîret: önden görüş, seziş.
Basarı: göz, görme.
Basîret basarı: gözün sezişi.

Yarattıklarının değersiz bakışları kendisini göremez. Ama gözün sezişi onun nurunu hisseder.


Vahdet-i zâtına aklımca şahâdet lazım
Cân ü gönlümle münâcât ü ibâdet lazım


Vahdet: yalnızlık, teklik, birik.
Zât: kendi ile ilgili, kendine ait, sahip.
Münâcât: Allah'a dua etme, yalvarma.
Münâcât ü ibâdet: dua ve ibadet.

Aklımca kendisinin tek olşuna şahadet lazım. Can ve gönlümle dua (yakarış) ve ibadet lazım.


Neş’e-i şevk ile âyâtına tapmak dilerim
Anla var hâlik'ıma gayrı ne yapmak dilerim


Neş’e-i şevk: keyf neşesi.
Ayâtı: Kur'an'ın cümleleri, ayet.
Hâlik: yaradan, yoktan var eden, Allah.
Gayrı: başka.

Keyf neşesi (sevinç) ayetlerini tapmak dilerim. Anla var yaradanıma başka ne yapma dilerim.


Ey şinâsî içimi havf-ı ilâhî dağlar
Sûretim gerçi güler kalb gözüm kan ağlar


Havf: korkma, korku.
Havf-ı ilâhî: Allah korkusu.

Ey Şinasi içimi Allah korkusu dağlar. Suretim güler ise de kalb gözüm kan ağlar.


Eder isyânıma gönlümde nedâmet galebe
N’eyleyim yüz bulamam ye's ile afvım talebe


Galebe: galip gelme, yenme, üstünlük.
Nedâmet: pişmanlık.
Ye's:ümitsizlik, elem, keder.
Afv: suçunu bağışlama, bağışlanma, özür dileme.
Taleb: istek.

Gönlümde isyanıma pişmanlık galip gelir. Neyleyim üzüntü ile bağışlanma istemeğe yüz bulamam.


Ne dedim tövbeler olsun bu da fi'l-i şerdir
Benim özrüm günehimden iki kat bed-terdir


Fi'l-i şer: kötü iş.

Ne dedim bu da fena iştir tövbeler olsun. Benim özrüm günahımdan iki kat beterdir.


Nûr-ı rahmet niye güldürmeye rûy-ı siyehim
Tanrı'nın mağfiretinden de büyük mü günehim


Siyeh: siyah, kara.
Rûy-ı siyehim: kara yüz.

Niye rahmet nuru kara yüzümü güldürmesin. Günahım Tanrı’nın bağışlamasından da mı büyük.


Bi-nihâye keremi âleme şâmil mi değil
Yoksa âlemde kulu âleme dâhil mi değil


Bi: olumsuzluk eki.
Nihâye: sonsuz.
Alem: dünya.

Sonsuz keremi aleme şamil mi değil, yoksa dünyada kulu dünyaya dahil mi değil.


Kulunun za'fına nisbet çoğ ise noksânı
Ya anın kahrına galib mi değil ihsanı


Çoğ: çok.

Kulunun zaafına karşılık noksanı çok ise, ya onun kahrına ihsanı (lütfu) galib mi değil.

Sehvine oldu sebeb acz-i tabiî kulunun
Hem odur âlem-i mâ’nide şefî'i kulunun


Sehv: yanlış, yanılma.
Acz: becerisizlik.
Acz-i tabiî: doğal beceriksizlik, doğal acizlik.
Alem: dünya, cihan.
Alem-i mâ’nide: mana alemi, mana dünyası.
Şefî : bir suçun bağışlanması için aracılık eden.

Kulunun doğal beceriksizliği yanlışlığa sebep oldu. Hem kulunun mana aleminde suçun bağışlanması için aracılık edeni odur.

Beni afveylemeğe fazl-ı ilâhîsi yeter
Sanma hâşâ kerem-i nâ-mütenâhîsi biter


Fazl: fazla, ziyade, artık, baki, fazlalık, üstünlük, iyilik, fazilet, erdem.
Fazl-ı ilâhîsi: Allah’ın üstünlüğü.
Hâşâ: asla, katiyen, hiçbir vakit,Allah göstermesin, uzak olsun.
Mütenâ: biten, sona eren.
Kerem: asalet, asillik, soyluluk, cömertlik, el açıklığı, lütuf.
Kerem-i nâ-mütenâhîsi: sonsuz keremi.

Beni affetmeye Allah’ın üstünlüğü yeter. Asla sanma onun sonsuz keremi biter.

ŞİNASİ


AÇIKLAMASI

1- Allah bütün aleminin padişahıdır. Allah'ın belli bir mekanı yoktur. Çünkü tüm evren onundur.

2- Başlangıcı olmayan bu alemin tamamı onundur. Bu alem sonsuz ve sınırsızdır.

3- Yeryüzü ile gökyüzünün yaratılması Allah'ın eseridir. İçinde hayat belirtisi olan veya olmayan bütün alemleri o yaratmıştır.

4- Bütün melekler Allah'ın yüceliğini ve ululuğunu bilir, kader Allah'ın büyüklüğün önünde eğilir, secde eder.

5- Yeryüzü Allah'ın emri üzerine hareket eder, gece ile gündüz oluşur. Bolluk ve bereket dolu mevsimler değişir ve canlanlanır.

6- Ay ile güneş Allah'ın rahmet ışığının parıltısıdır. Cehennem ateş alırsa Allah'ın kızgınlığınlığından dolayıdır.

7- Yıldızlar, korku ve saygıyla iman duygularının yüce halinin kıvılcımıdır, bu yıldızların ışığı gökyüzünü yaldızlar.

8- Allah'ın isteği ile kimi hareketli kimi hareketsiz varlıkların hepsi Allah'ın varlığının bir kanıtıdır.

9- Allah'ın varlığını bilmek için dünyaya bakmaya ne gerek var, yarattığı bir zerre bile Allah'ın varlığının kanıtlar.

10- Yarattıklarının değersiz bakışları Allah'ı göremez, ancak doğadaki yaratılanları gören Allah'ın varlığını hisseder.

11 - Allah'ın birliğini doğrulamak gerek, tüm içtenliğinle yalvarıp, ibadet etmek gerek.

12- Sevinçle, istekle ayetlerine tapmak isterim. Allah'ıma tapmaktan, dua etmekten başka ne isterim.

13- Ey Şinasi, içimi Allah korkusu sarar, her ne kadar yüzüm gülerse de gönül gözüm kan ağlar.

14- İsyanıma gönlümde pişmanlık ağır gelir; ne yapayım, üzüntü ile bağışlanmamı istemeye yüz bulamam.

15- Ne dedim, tövbeler olsun, bu da bir kötü iştir. Benim özrüm günahımdan iki kat daha beterdir.

16- Allah'ın rahmetinin nuru kara yüzümü neden güldürmesin, benim günahım Allah'ın bağışlama gücünden de mi büyük.

17- Allah'ın sonsuz cömertliği dünyayı kaplamıyor mu, yoksa yaratmış olduğu kullar bu dünyaya dahil değil mi?

18- Kullarının zaaflarına oranla kusurları da çoktur. Allah'ın bağışlama gücü kahrına üstün mü değil?

19- Kulunun yaratılıştan gelen zayıflığı onun hata yapmasına neden oldu. Hem zaten mana aleminde kulun bağışlanmasına aracılık edecek olan da Allah'tır.

20- Beni bağışlamaya Allah'ın üstünlüğü yeter,
asla sanma ki onun sonsuz keremi biter.


Şinasi doğaya ve onun yaratıcısı olan Allah'a hayrandır. Bu şiirinde de bunu dile getirmiştir. Doğada olan herşeyin, bir yıldızın bile bir anlamı vardır ve Allah herşeyin yaratıcısıdır. Allah merhametli ve affedicidir.
Bu şiir genel anlamda üç madde üzerinde durmaktadır. Allah, doğa (evren) ve şairin bağışlanma isteği. Allah herşeyin yaratıcısıdır. Onun belli bir yeri yoktur. Doğadaki herşey onun eseridir. O bağışlayıcıdır. Doğanın düzeni (gece ile gündüzün art ardalığı, mevsimlerin oluşması vs.) onun sayesinde oluşmaktadır. Evrenin var oluşu ve düzenli bir işleyişinin (devamlılığının) olması Allah'ın var olduğuna bir kanıttır.
Şinasi bağışlanma isteği içinde yanıp tutuşmaktadır. Sürekli Allah'a yalvarır ve onun günahlarını afettmesini ister. Çünkü Allah'ın sonsuz keremi asla bitmez. Biz ne kadar bağışlanma istemeye yüz bulamasak ta mana aleminde kulun bağışlanmasına aracılık edecek olan da Allah'tır. Burada anlatılmak istedeğim şiir'de bu sözcüklerle anlatılmıştır.




KAYNAKÇA
KAPLAN, Mehmet; Şiir Tahlilleri I, İstanbul 2010
DEVELLİOĞLU, Ferit; Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lügat, Yenişehir, Ankara 2011

Türkiyedeki Çocuk Tiyatrosu

TİYATRO ÇOCUKLARIN CENNETİDİR GİRİŞ Sözün, hareketin, sesin, dilin ve görselliğin bir arada olduğu anlatım biçimi olan tiyatroyu ele al...