Bir Siberfeminist Manifestosu

Feminizm doğuştan getirilen cinsiyetin ayrımcılığına, sömürüsüne ve baskısına karşı ve yine aynı manada cinsiyetçiliğe karşı bir harekettir. Feminizm kadın cinsinin her yolla baskı altına alınmasına karşı çıkan bir temele oturmakla birlikte özellikle 1980’lerden sonra çeşitli farklılaşmalarla feminizimler ortaya çıkmıştır. Liberal, radikal, marksist, sosyalist feminizm gibi türleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca zaman içinde bir feminist hareket ön plandayken diğer feminist hareketin sönmesi sonucu dalgalanmalar yaşanmıştır. Oluşana bu dalgalanma feminist türlerini benimseyen gruplar için dalga sıfatıyla kullanılır oluştur.
Sibel Fügan Varol çalışmasında bu konu hakkında şunları aktarmaktadır: “Bunlardan,  en  parlak  dönemini  1860-1920  yılları  arasında  yaşayan  birinci  dalga feminizm, esas olarak İngiltere ve ABD’deki eşit oy hakkı ve kadınların sivil topluma girmesi için yürütülen kampanyaları ifade etmektedir (Evans, 2001: 16). İkinci dalga feminizm  1945’ten  itibaren  başlamış,  ancak  örgütlü  bir  hareket  olarak  altmışlarla doksanlar  arasında  yaşanmıştır. İkinci  dalga  feminizm,  kadınların  daha  önceden giremediği mesleklere girebilmesi, işyerinde eşitlik, ev işleri için ücret ödenmesi ve kadınların  kendi  doğurganlıkları  üzerinde  kontrol  hakkı  gibi  talepler  getirmiştir (Burns ve Chantler, 2011: 70). Üçüncü dalga feminizm ise 1990’ların başlarında ortaya çıkmıştır. İkinci dalgayı çeşitlilikten yoksun olmakla eleştiren üçüncü dalga feminizm, kimliğin cinsiyet, ırk, etnisite, cinsellik ve sınıf gibi iç içe girmiş yapısının birbirinden ayrı değil,  aksine, birbiriyle bağlantılı baskı ve ayrıcalık kategorileri olarak işlediğini ileri sürmüştür (Iannello ve College, 2010: 71).” (Varol, S.222)
Bizim için önemli husus siberfeminizmin temelini oluşturan bu üçüncü dalga feminizmidir.  Zira bilgi ve iletişim teknolojisinin ön planda olduğu bu dönemde bilgisayar ve internet her eve girer olmuştur. Kadının bu teknolojiyle tanışması ve yaşamının bir parçası haline getirmesi yeni soruların ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. İşte bu noktada bu sorulara cevap veren bir grup kadın sayesinde siberfeminizm kavramı doğmuştur. “Siber ve feminizm kavramlarının birleştirilmesiyle oluşturulan siberfeminizm ise “sibernetik feminizm” anlamına gelmektedir. ‘siber’  ön  eki  oldukça  değişken  bir  şekilde  kullanıldığı  için, siberfeminizm  terimi,  internetteki  veya  çeşitli  elektronik  ortamlardaki  feminist aktiviteler,  yani  ‘siber  uzamdaki  feminizm’  anlamında  da  yorumlanmaktadır (Paasonen, 2011).” (Varol, S.224) Siberfeminizm 90’lı yılların feminist bir hareketi olmuştu. Siberfeminizmin de ortak noktası tıpkı feminizmde olduğu gibi kadının internet ve teknoloji karşısında kullanım ve kontrolünü en az erkek cinsi kadar iyi bir şekilde becerebileceği  ve teknolojinin hiç bir zaman tek bir cinse -erkek cinsine- ait olamayacağı tezine dayanır.
İnternet portallarında admin vasfıyla karşılaştığımız bireysel kullanıcıların kişisel cinsiyetleri kayıt esnasında sorulan sorularla belirlenmesini bir kenara koyarsak -örneğin Twitter- bazı portallarda kullanıcılar eşit ve aynı profillerle sanal dünyada beden bulmaktadırlar. Bu kişilerin cinsiyetlerinden çok zeka ve yaratıcıkları ile kendi benliklerini yeniden yarattıkları yerlerdir. Balcanın da konuyu ele alışından yola çıkarak bebeğin erkek bedeninden kadın bedenine yerleştirilmesi fikrinden buyana süregelen ataerkil sisteme önceleri kadın bedeni bazlı daha sonra da sosyal hayat ve cinsiyet eşitliğine dayalı yaşam koşulları bakımından darbe vuran eleştirileri ve yaptırımları ile feminizm hareketi kendisini siber alemde de göstermiştir. Bu cinsiyetsiz sanal beden algısı olarak kendimce tanımlayabileceğim olay uzun bir süre eleştirilmiş üzerinde farklı isimlerce çalışmalar yapılmış bir alandır. Çalışmama Donna Haraway’in “siber manifesto”su adlı çalışmasından esinlenerek bu başlığı koydum. Lakin çalışma Haraway’in bu konudaki düşüncelerini aktarmak yahut tek taraflı bir beğeni yahut eleştiri üzerine gitmekten ziyade siberfemnizim hakkında etraflıca bir bilgi edinmeyi sağlamaktır.
Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojisinde kat edilen yolla birlikte teknolojinin insan seçiciliğine dikkat edilmiştir. Endüstiryel teknolojinin ataerkil olduğu buna keza dijital teknolojinin kadın cinsini özgür kıldığını savunuluştur. Bu seçicilik cinsiyetçi bir yaklaşımla 1990 yılında Avustralya’da dört kişiden oluşan bir kadın grup tarafından VSN Matrix kurulmuştur. Henüz Plant’ın çalışmalarını bilmediklerinden sadece Haraway’den etkilenip teknoloji ve bu teknolojinin kullanıldığı siber ortamdaki cinsiyetçi kimlikler üzerine teknolojinin eril ve ataerkil oluşu eleştirilmiştir. Böylece ilk siberfeminist direnişi başlamış oldu. Amaç kadın cinsini teknolojiye yakınlaştırmak ve tabu kabul edilen eril ve ataerkil teknoloji kalıbını yıkmaktı. Ayrıca “kendini  siberfeminist  olarak  adlandıran  bu  kadınlara  göre, endüstriyel teknolojinin ataerkil bir karakteri bulunsa da, kas gücüne değil beyne, hiyerarşiye değil ağlara dayanan dijital teknolojiler kadınla makine arasında yeni bir ilişkiyi müjdelemektedir.” (Varol, S.220) “VNS Matrix’in aktivist pratiği, kadınların dijital teknolojilerin üreticileri ve kullanıcıları olarak eksik temsil edildiği ve gerek internette, gerekse de dijital görüntülerde daha çok kalıp yargılar üzerinden, nesneleştirilerek  gösterildiği  yolundaki  gözlemlerine  dayanmıştır.” (Varol, S.225) VNS Matrix’in üyeleri slogan olarak siberfeminizm’i seçmişlerdir. Ayrıca ilk siberfeminist manifesto olan “21. Yüzyıl Siberfeminist Manifestosu” adlı eseri yayınlamışlardır.
Bu ilk hareketin esi tüm Avrupada yankı yapınca 1997’de Kassel’de ilk kez uluslararası siberfeminist buluşması gerçekleşti. Bu olay kaynaklarda Siberfeminist Enternasyonal (SE) buluşması olarak geçmektedir. Burada siberfeminizmin ne olduğu tanıtılmış ve siber kültürün olduğu her yerde siberfeminzmde vardır görüşü üzerine durulmuştu. Bu konferansı düzenleyen Susanne Ackers, Cornelia   Sollfrank, Ellen   Nonnenmacher, Vali Djordjevic ve Julianne Pierceilk uluslararası siberfeminst ittikakı olan OBN’yi Berlin’de kurmuşlardır. Siberfeminizmin de tıpkı feminizmde olduğu gibi farklılaşmalar sonucu bünyesinde iki dalga oluşmuştur.
Siberfeminizm  kendisine sorun ettiği ve üzerinde durduğu kavramlara değincek olursak Varol “…dijital teknolojilerin toplumsal cinsiyet üzerindeki etkileri,  siber  uzamda  cinsiyetin  belirsiz  olmasının  sağladığı  olanaklar  ve  dijital makinelerin cinsiyetli olup olmadığı gibi konular ele alınmış ve esas olarak, teknoloji, kimlik ve beden konularında odaklanılmıştır (Galloway, t.y.).” (Varol, S.227) şeklinde konuyu açıklamaktadır. Siberfeminizmde teknoloji sayesinde kadın sanal olarak bulunduğu alemde cinsiyet,  sınıf,  etnisite,  cinsellik kimliğinden arınıp özgürleşecek ve böylece istenilen eşitlikçi bir ortam sağlanabilinecekti. Birey siber ortama girdiğinde oldukları kimliği bir kenara bırakarak olmak istedikleri sanal bir kimliğe bürünüp yeni kimlikleri üzerinden birbirleriyle etkileşime girecek böylece herkes siber uzamda eşit olacaktı. Siberfeminizmde bedensizleştirilmiş internet kavramından doğan iki ayrı görüş bulunmaktadır. “Bazı siberfeministler interneti bedenin dışarıda bırakıldığı bir ütopya olarak görmekte, bazılarıysa, internetin ve sanal gerçeklik teknolojilerinin bedenle teknolojiyi birleştirdiğini ve ortaya bir siborgun çıktığını ileri sürmektedir (Brophy, 2010:  941-2).” (Varol, S.228) Megan  Smitley kadının sanal dünyada toplumsal cinsiyet, sınıf, etnisite, cinsellik gibi kimliğini saklamaya olanak sağladığını ve bu sayede kamusal alanda eşitlik sağlanabildiğini söylemektedir.
Bağlam içerisinde Donna Haraway’de karşımıza çıkmakta. Kendisi insanların “cyborg”laştıkça cinsiyetçilikten kurtulunulacağını savunan bir siberfeministtir. O çalışmalarında siborg teoriler, postyapısalcılık ve üçüncü dalga feminizmi üzerinde durmuştu. Ayrıca bu çalışmalarında teknolojideki kadın hareketi üzerinde durdu. Erek çalışmasında Haraway’in siborg hakkındaki tanımını şu şekilde aktarmaktadır: “sibernetik bir organizma, makine ve organizmanın bir karışımı, sosyal gerçekliğe ait bir yaratık ve aynı zamanda da bir kurgu yaratığı” Haraway’e göre siborg feministlerin kendine benzeyen arayıştan koparan radikal bir harekettir. İnsan ve insan-dışı arasındaki aradalığı yaratıyordu. Siborg sanayi devriminin tüm sancılı ve kötü yanlarını bünyesinde barındıran insana ait her şeyi yapısına katmış bir katarsisdi. Erek bu bağlamda “Haraway, siborgu, ‘değişken tamamlanmamış kimliklerden ve aykırı görüş açılarından korkmayan insanların bulunduğu yaşanmış sosyal ve fiziksel gerçeklikleri temsil etmek için’ kullanmayı umut etmekteydi.” görüşünü sunmuştur.
Alex Galloway siberfeminizmin ne olduğu, nasıl uygulanacağı hakkında net kesin bilgi olmadığını ve bu yüzden tam manasıyla olayı kavramış bilinçli kişiler tarafından ele alınmadığını söylemektedir. Cyberfeminism with a Difference isimli eserin sahibi Rosa Bradiotti siberfeminizm üzerine eleştiride bulunması bakınmandan önemlidir. Sanal bedenlere sahip olma eğilimi siyasi görsellik maddeye dayanırken sadece postmodern nihilizime yol açmaktadır. Bir olaydan bedensel olarak kaçış yine bizi en başa ataerkil yapıya döndürmektedir. Erek “Deleuze yaratıcı ve özgürleştirici öznelliklerin belirleniminde, ‘öteki’ kavramını ortaya koyarken, her azınlık durumu gibi kadınlar da bu belirlenim kapsamındadır.
Faith Wilding’e ait Where is Feminisim in Cyberfeminism isimli çalışmada teknoloji ne derece ilerlerse ilerlesin siberfeminizm açısından her zaman feminist bir eleştiriyi canlı tutmanının gerekliliğiden bahseder. Buna sebep olarak ta internette yerleşmiş toplumsal bir algı haline gelmiş tek cinsli ırkçı, ekonomik, politik ve seksist bir çevrenin varlığını işaret eder. Bu bağlamda siberfeminizm gün geçtikçe alanı genişleyen ve hiç bir zaman bitmek tükenmek bilmeyen bir sorular, sorunlar ve sonuçlar tartışması ağı haline gelmektedir.
Wilding’e göre internet ortamı bireylerin yarattığı bedenlerin yine bireylerin bulunmayı arzuladığı çevrelere sokmasını kolaylaştırdığı bir ütopya olarak değerlendirmesinin ardından sınırsız bilgi, yıkılamayan bir hiyararşi olarak yorumlar. Sömürü artık internet üzerinden cinsiyete, yaşa, ekonomiye, ırka bakılarak yapılmaktadır.
Günümüzde gerek teknolojik oyunlardaki kadın botlar gerek filmlerdeki kadın makinaların artması yine cinsiyetçi bir bakış açısı ile değerlendirilebilir. Bunun en güzel örneği Ex Machina adlı 2015 yapımı filmde görülmektedir. Robotlar cinsiyetsiz olarak yaratılmakta ama kadınsı kodlamalarla onlara cinsiyet verilmektedir. Arda Balca Siberfeminizm adlı çalışmasında bu durumu şu şekilde değerlendirmektedir: “Ama artık vücutlar arası farklılıklar insanoğlu “cyborg”laştıkça flulaşmıştır. Ve artık bilimkurgunun günümüz gerçekliğinin yerini aldığı noktada siberalan kimlikleri homojenleştirerek ataerkil sisteme karşı saldırıya geçmiştir. Makinelerin sağladığı internet ortamında her ses eşittir. Vücuttan kurtulan mahzur gruplar kimliksizleşerek özgür ve demokratik bir alana kavuşmuştur.”
Eleştirildiği noktalara değinecek olursam her ne kadar siber uzam kadınlara fırsat tanısa da gerçek hayattaki toplumsal eşitsizlikleri göz ardı etmesi bakımından eleştirilmiştir. Ayrıca teknoloji her ne kadar cinsiyet açısından eşitlikçi bir alan olarak görülse de aslında tasarımı ve kullanımı sırasında cinsiyetler arası yine bir dengesizlik olduğu görülmektedir. Bunun sebebi teknolojinin toplumun literatürüne göre şekillenmesidir. Teknolojiyi oluşturan birey kendi üzerinde taşıdığı  kültürel tortu olan ataerkilliğini de kodlamayı unutmamaktadır. Böylece engellenmesi için üretilen teknoloji sistemi daha çok cinsiyetçi kalıplar sunmaktadır. Varol’a göre “Siberfeminizm, ütopik olması, kadınların dijital teknolojilerin üretim sürecine müdahalesinin neredeyse yok denecek kadar küçük olduğunu, dünya üzerinde bu teknolojilere erişen kadın sayısının da hala sınırlı olduğunu göz ardı etmesi, siber kültüre  yansıyan  diğer  toplumsal  eşitsizlikleri  görmezden  gelmesi,  kadınları siyasileştirmemesi  ve  geleneksel  toplumsal  cinsiyet  kalıplarını  yeniden  üreten cinselleştirme eğiliminin bulunması nedeniyle yoğun eleştiriye maruz kalmıştır.” (Varol, S.231)
Tabiki siberfeminizmin de olumlu etkisi azımsanamayacak derece vardır. Örneğin “Doğum kontrol teknolojileri veya günlük yaşamı  kaydetmeye  yarayan  kameralar  gibi  teknolojilerin  kadınları özgürleştirici etkisi” (Varol, S.220) buna örnektir.
Bedensel maddi varlığın siber ortama taşınması ile atılan ilk adım olan internet ortamına cinsiyetsiz varlık anlayışı siberfeminizmin günümüzde geldiği nokta vücudun teknoloji vasıtasıyla taklit edilmesi ve yapay organların üretilmesi gibi asla tahmin edilemeyecek gelişmelere yol açtığı görülmektedir. Ayrıca siberfeminizm sayesinde kadın cinsiyetinin teknoloji ve medya ilişkisi üzerine pek çok kuramsal çalışmalara kapı açması yeni sahaların oluşmasına katkı sağlamıştır.
Sonuç olarak tüm bu anlatılanları bir paragrafta toplayıp siberfeminizmin ne olduğunu açıklayacak olursam; Dijital teknolojinin gelişmesiyle toplumsal cinsiyet kavramından sıyrılabilen birey kendisini siber alemde gizleyebilme ve yeni kimlik kazanabilme özelliğine sahip olmuştur. Bu bağlamda dijital teknolojinin kadın-erkek ayrımının olmadığı, toplumsal cinsiyetin ortadan kalktığı eşitliği sağlayan ve kadın cinsini özgürleştirici bir bağlama kavuştuğunu savunan kişilerce siberfeminist hareket 90’lı yıllarda başlamış oldu.

KAYNAKÇA

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şinasi'nin "Münacaat" şiirinin beyitleri ve açıklamaları

MÜNACAT ŞİİRİNİN ÇEVİRİSİ

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANINDAKİ MOTİFLER